
Seyir Defteri
İnsan, hayatını kurarken elinde çok net bir plan varmış gibi hisseder bazen. Hangi çizgide ilerleyeceği, ne olacağı, nerede duracağı belli gibidir. Ama zaman geçtikçe o çizgi yavaş yavaş değişir ve insan fark etmeden bambaşka bir hikâyenin içinde bulur kendini.
Bunun en çarpıcı örneklerinden biri Vera Wang’ın hikâyesidir. Gençliğinde hayali profesyonel buz pateni yapmaktı. Yıllarını bu alana verdi ama olimpik seviyeye ulaşamadı. Kapanan bu kapı, uzun süre bir hayal kırıklığından ibaret göründü. Yıllar sonra moda dünyasında ikonik gelinlik tasarımlarıyla adını tarihe yazdırdığında, o kırık hayalin aslında başka bir yolun açılışı olduğu anlaşıldı.
Meksikalı ressam Frida Kahlo ise gençken doktor olmayı hayal ediyordu. Fakat geçirdiği kaza hayatını tamamen değiştirdi. O kırılma noktası, onun için bambaşka bir dünyanın başlangıcı oldu. Umulan hayatın yerini, acının içinden doğan bir sanat aldı.
Albert Einstein da okul yıllarında parlak bir öğrenci değildi. Öğretmenleri ondan büyük bir şey beklememişti. Ama o sıradan görünen zihin, zamanla fizik dünyasını kökten değiştiren düşüncelerin kaynağı oldu.
İstiklal Marşı şairimiz Mehmet Akif Ersoy, veterinerlik eğitimi almış ve bir dönem memur olarak çalışmıştı. Zor siyasi ve ekonomik şartlar içinde geçen bu dönem, onun için bir kısıttan çok bir olgunlaşma zemini oldu. Toplumun en zor zamanlarında kaleme aldığı dizeler, meslek hayatının çok ötesine geçen ve nesilden nesile taşınan bir mirasa dönüştü.
Harry Potter serisinin yazarı J. K. Rowling ise uzun bir süre zor ve sıradan bir hayat sürdü. Üniversiteden sonra . . .

Moda İkonu

Poetcore Estetiği
Son zamanlarda “core” akımları epey çoğaldı. Her biri ayrı bir ruh hâli gibi… Dark academia koyu renkler ve kitap kokusunu çağrıştırır; cottagecore yumuşak renkler ve kır havasını yansıtır. Fairycore masalsı, soft grunge ise biraz dağınık ama cool bir dünyadır. Poetcore da burada devreye girer; daha sakin, daha sadedir. İnsana kendini yürüyen bir şiir gibi hissettirir.
Kadınlarda oversize bir hırka, dantel bir bluz, uzun bir etek ya da yumuşak tonlarda bir pantolon… Her şey hafif ve narin. Aksesuarlar da öyle; ipek bir eşarp, eski görünümlü bir toka, incecik bir kolye… Elde ya da çantada ise küçük bir defter.
Erkeklerde de aynı his hâkim: Bol bir hırka, yumuşak bir . . .
Gurme

Peynirli Mantar
Bazen “Hiç uğraşmadan şöyle güzel bir şey yapsak…” diye geçer ya içimizden. İşte bu peynirli mantarlar tam o anlar için. Fırına veriyorsun, mis gibi kokusu yayılmaya başlıyor zaten. Çayın yanına da yakışır, ana yemeğin yanına da.
Önce malzemeler: 6-8 adet orta boy mantar, 2 yemek kaşığı zeytinyağı, 2 domates, 1/2 su bardağı ince kıyılmış maydanoz; 1/2 çay kaşığı pul biber, tuz, karabiber ve 50-80 g beyaz peynir.
Hazırlanışı: Fırını 180°C’de önceden ısıtın. Temizlediğiniz mantarları kâğıt serilmiş bir fırın tepsisine yerleştirin. Domatesin çekirdeklerini çıkarıp etli kısmını ince ince doğrayın. Domatesleri, maydanozu, zeytinyağını ve pul biberi küçük bir kapta karıştırın. İyice baharatlayın.
Domates karışımını mantarların içine kaşıkla doldurun. Son olarak, ince ince doğradığınız peynirleri mantarların üzerine serpiştirin. Fırında 15-20 dakika pişirin. Sıcak veya ılık olarak servis edin.
Afiyet olsun!
Nereye Gitsek

Bir Eski Zaman Kartpostalı: Hallstatt
Avusturya’nın ortalarında, göl kenarında, dağların arasında saklı kalmış minik bir kasaba… Gölün kıyısına dizilmiş sevimli evler, arkada yükselen dağlar ve suyun üstünde görünen o muhteşem manzara. Bir an insanın aklına eski TRT kapanışları geliyor. Hani yayın bitince ekranda uzun uzun akan o sessiz görüntüler vardı ya; Amasra manzarası gibi, Hallstatt da aynı öyle.
Toplamda sekiz yüz sakini olan bu kasabada sokaklar sessiz, dükkânlar küçük, insanlar güler yüzlü. Turistler gelince hareket biraz artıyor ama kasabanın sade ve dingin havası değişmiyor. Zaten yaşam büyük ölçüde turizme dayanıyor; küçük oteller, göl kenarındaki kafeler ve hediyelik eşya dükkânları bu hareketle ayakta duruyor. Bir de bölgenin en önemli unsurlarından biri olan Hallstatt Tuz Madeni var. Yüzyıllardır işletilen bu maden, kasabanın tarihini şekillendirmiş ve bugün de önemini korumaya devam ediyor.
Bunun dışında Hallstatt’ta görülecek birkaç ilginç nokta daha var. Biraz yukarı çıkınca ulaşılan seyir tepesi; kasabayı, gölü ve dağları aynı anda görme imkânı sunuyor. Manzara gerçekten kartpostal gibi… Bir de Kemik Evi, yerel ismiyle Beinhaus var. St. Michael Kilisesi’nin yanında küçük bir şapel. İçeride altı yüzden fazla kafatası bulunuyor ve üzerlerinde isimler, tarihler, çiçek desenleri yer alıyor. Eskiden mezarlıkta yer kalmadığı için kemikler buraya taşınmış. Bugün ise kasabanın eski ve kendine özgü geleneklerini gösteren ilginç bir noktası olarak görülüyor.
Yakın Çevredeki Duraklar
Hallstatt kadar etkileyici olan şeylerden biri de çevresi. Biraz yukarısında Dachstein bölgesi başlıyor. Burası buz mağaralarıyla, yüksek dağ yürüyüş rotalarıyla ve inanılmaz manzaralarıyla biliniyor. Özellikle Dachstein Ice Cave’e mutlaka girilmeli. Biraz daha devam edildiğinde ise . . .
Genç Portreler

İrem Akarsu: “Sadece Akademik Başarıya Odaklanmayın!”
Merhaba, ben İrem Balta Akarsu. Boğaziçi Üniversitesi Fen Bilgisi Öğretmenliği’nden mezun oldum. Öğretmenlik benim için yalnızca bir kariyer tercihi değil, köklü bir aile geleneğiydi. Annemin de öğretmen olması, bu mesleği yakından tanımamı sağladı. Akademik olarak kendimi geliştirmek ve eğitim alanına farklı açılardan katkı sunabilmek amacıyla Amerika’ya geldim. University of Georgia’da başladığım lisans üstü eğitim sürecine, şu anda doktora öğrencisi olarak devam ediyorum.
Araştırmalarım ağırlıklı olarak; öğretmenlerin mesleki ve psikolojik açıdan nasıl daha iyi duruma gelebileceklerine ve fen eğitiminde entelektüel düşünme becerilerini nasıl geliştirebileceklerine odaklanıyor. Öğretmenlerin mesleki motivasyonunun ve duygusal dengelerinin, sınıf içi öğrenme ortamını doğrudan etkilediğine inanıyorum.
Bu doğrultuda yürüttüğümüz çalışmalar, yakın zamanda önemli bir gelişmeyle de karşılık buldu. Geçtiğimiz ay, NARST 2026 (National Association for Research in Science Teaching) konferansından kabul aldık. Bu deneyim, araştırmalarımızın uluslararası akademik platformlarda karşılık bulduğunu görmek açısından benim için oldukça motive edici oldu.
İrem’in Tavsiyesi: Yurt dışında eğitim almayı düşünenlere önerim, sadece akademik başarıya odaklanmamalarıdır. İlgi duydukları alanlarda derinleşmeleri, üretmeye devam etmeleri ve bu sürecin onları nasıl dönüştürdüğünü fark etmeleri, en az diploma kadar değerlidir.



















