
Seyir Defteri
Öyle insanlar var ki, hayal güçleri onları gerçekten ilginç şeyler yapmaya yönlendiriyor. Geçenlerde bir fotoğraf gördüm. Ev ama ormanın içinde kaybolmuş. Öyle site içi peyzaj falan değil, tamamen ağaçların arasında. Tabiat artık arka plan değil, evin direkt içinde gibi.
Bunun en çarpıcı örneklerinden biri ABD’nin Pennsylvania eyaletinde bulunan Fallingwater. Bir ev düşünün, şelalenin karşısında değil, tam üstünde. İlk duyduğumda bana da fazla iddialı gelmişti ama fotoğraflara bakınca anlıyorsunuz: buradaki amaç gösteriş değil, birlikte yaşamak. Sabah kahvesini karşınızda değil altınızdan akan şelale eşliğinde içiyorsunuz. Buna benzer bir his İsveç’teki ağaç evlerde de var. Otel odası deyince aklımıza dört duvar gelir; burada ise odalar ağaçların arasında, yerden metrelerce yukarıda. Sabah gözünüzü açtığınızda dal uçları pencerenizin kenarında. Bu evlerin ortak noktası tabiatı değiştirmeye çalışmamaları. Aksine, kendinlerini ona uydurmaları. Belki de bu yüzden bu kadar huzurlu görünüyor.
Brezilya’daki Casa na Mata ise bu ilişkiyi bir adım öteye taşıyor. Cam duvarlarıyla içerideyken bile dışarıyla bağınızı koparmıyor; sınır yok gibi. İlk bakışta yadırgasanız da, bir süre sonra gözünüz alışıyor ve doğa ile bu kadar iç içe olmak rahatsız etmiyor.
“Peki şehirde yaşayanlar ne yapacak?” sorusu aklınıza gelebilir. Buna da bir örneğim var: Milano’daki dikey orman binaları. Betonun ortasında yükselen bu yapılar, balkonlarından taşan ağaçlarla dev bir sekoyayı andırıyor. Yani tabiata yaklaşmak için illa şehirden kaçmak gerekmiyor.
Geçmişten Günümüze
Bu aslında yeni bir içgüdü değil. İtalya’daki Matera’da insanlar yüzyıllar önce kayayı yontarak ev yapmış. Japonya’daki küçük çay odaları ya da Hindistan’daki stepwell yapıları da, hem suya ulaşmak hem de sosyal bir alan yaratmak için inanılmaz bir mimari zekâyla tasarlanmış. İlk bakışta İlk bakışta farklı ya da şaşırtıcı görünseler de, aslında hepsi insanın hayatla ve çevresiyle kurduğu ilişkinin değişik yorumları.
Bütün bu örnekler aslında tek bir şeyi hatırlatıyor: insanın tabiatla kurduğu bağ hâlâ çok güçlü. Belki hepimiz şelalenin üstünde bir evde yaşamayacağız ya da ağaçların tepesine taşınmayacağız; ama hayatın içine biraz yeşil katmak, küçük de olsa nefes alacak bir alan oluşturmak mümkün.
Bazen bir pencere kenarındaki bitkiyle başlıyor bu değişim. Sonra o küçük köşe, günün en sakin yeri hâline geliyor. Ve insan fark ediyor: biraz tabiat, gerçekten çok şeyi değiştiriyor.
Moda İkonu

Şalın En Zarif Hâli
Kıyafetiniz hazır ama “Hangi eşarp bu şıklığı gölgelemez?” diye mi düşünüyorsunuz? Desenlerin karmaşasında yorulmak yerine, bu sezon modanın en dingin limanına, yani minimalizme sığınıyoruz. Tıpkı geçmişin saray asaletinde olduğu gibi, bugün de zarafet gücünü sadelikten alıyor. Artık Medine ipeğinin akışkan duruşu ve bürümcük dokuların doğallığı, desenlerin yerini tutuyor. Özellikle vakti kısıtlı olanlar için pratik bir kahraman olan bone şallar, “zahmetsiz şıklığın” anahtarı konumunda.
Peki Bu Sezon Hangi Dokular Öne Çıkıyor?
Medine İpeği: Akışkan yapısı ve tok duruşuyla “zahmetsiz şıklık” arayanların ilk tercihi. Hem spor hem de abiye kombinlere uyum sağlaması onu tam bir joker parça yapıyor.
Bürümcük ve Koton: Doğal dokuları sevenler, nefes alan bu kumaşlarla gün boyu konforu yakalıyor. Üstelik bu kumaşların dokulu yapısı, düz bir renge bile derinlik katmaya yetiyor.
Bone Şallar: “Vaktim kısıtlı ama stilimden ödün veremem.” diyenler için pratikliğiyle kullanım kolaylığı sunan bir kahraman.
Unutmayın; doğru seçilmiş bir şal sadece kıyafetinizi tamamlamakla kalmaz, yüzünüzdeki ışığı da çerçeveler. Bu sezon sadeliğin sesini dinleme vakti!
Gurme

Yoğurtlu Havuç Salatası
Hem renkli hem de lezzetli bir salataya ne dersiniz? 500 gr süzme yoğurt, 2 adet kırmızı biber, 1 demet dereotu, 5 yemek kaşığı zeytinyağı, 1 limon, 500 gr havuç, 400 gr pişmiş bebek pancarı, 2 çay kaşığı kimyon tohumu, 1/3 su bardağı kabak çekirdeği, 1/3 su bardağı kavrulmuş badem, tuz ve karabiber.
Süzme yoğurda biberi, dereotunun yarısını, 2 yemek kaşığı zeytinyağı ve limon kabuğu rendesini ekleyip güzelce karıştırın. Havuçları 2 yemek kaşığı zeytinyağı ve 1 çay kaşığı kimyon tohumu, tuz ve karabiberle harmanlayıp tepsiye yayın. 180°C fırında yumuşayıp kızarana kadar yaklaşık 20 dakika pişirin. Fırından çıkınca dinlendirin. Pancarları dilimleyip kalan kimyon tohumu ve yarım yemek kaşığı zeytinyağı ile karıştırın.
Tabağa yoğurtlu karışımı yayın. Badem ve kabak çekirdeği serpiştirin, pancar dilimleri ve dereotu ekleyin. En üste havuçları yerleştirin. Kalan zeytinyağı ve bir çay kaşığı limon suyunu gezdirip bekletmeden servis edin. Afiyet olsun!
Nereye Gitsek

Vitrinlerin Arkasındaki Şehir: Milano
Milano’ya ilk geldiğinizde görülecek yerler, uğranacak noktaların fazla oluşu gün yetmeyecek gibi hissettiriyor. Ama biraz vakit geçirince böyle olmadığını anlıyorsunuz. Program yapmadan da rahatça gezilebilen, kendi içinde dengeli bir ritme sahip bir şehir Milano.
Şehrin en canlı noktalarından biri olan Duomo di Milano ve çevresindeki meydan, Milano’nun merkezini oluşturuyor. Beyaz mermerden yapılmış bu katedral, ince detayları ve yüksek kuleleriyle oldukça etkileyici; özellikle meydanın ortasında durup yukarı baktığınızda büyüklüğü daha iyi hissediliyor. Hemen yanındaki Galleria Vittorio Emanuele II ise cam tavanlı, görkemli bir pasaj. İçeride yürürken kendinizi tarihi bir yapının içinde buluyorsunuz, bir yandan da mağazalara göz atabiliyorsunuz.
Daha sakin bir ortam arayanlar için Brera bölgesi iyi bir seçenek. Küçük kafeler, galeriler ve dar sokaklar arasında yürüyerek daha dingin bir Milano deneyimi yaşanabiliyor. Akşam saatlerinde ise Navigli kanalları çevresi öne çıkıyor. Restoranlar, yürüyüş alanları ve su kenarındaki oturma yerleriyle günün yorgunluğunu atmak için ideal.
Biraz Moda
Milano moda ve alışveriş denince akla gelen şehirlerden biri. Ancak bu durum sadece lüks mağazalarla sınırlı değil; asıl dikkat çeken şey sokakta yürüyen insanların tarzı. Abartısız ama özenli bir şıklık var. Vitrinlere bakmak kadar insanları izlemek de keyifli.
Bu genel uyum hâli şehrin diğer alanlarında da hissediliyor. Farklı yaşam tarzlarına alışık bir düzen var. Yemek konusunda çeşitli mutfaklardan seçenek sunuyor; helal alternatifler de var. Ayrıca şehirde cami ve mescitler de bulunuyor, bu da ibadet etmek isteyenler için kolaylık sağlıyor. Gün içinde kendi düzeninizi bozmadan gezebiliyorsunuz.
Ne Yesek?
İtalya’da isek pizza olmazsa olmazımız. Özellikle Risotto alla Milanese ve ince hamurlu pizzalar mutlaka denenmeli. Daha hafif bir şey isterseniz makarna çeşitleri de her yerde bulunuyor.
Ne Alsak?
Milano moda şehri olduğu için alışveriş seçeneği bol. Büyük markaların dışında küçük butiklere de göz atabilirsiniz. Hatıra olarak ise İtalyan deri ürünleri, şık çantalar ya da yerel tasarım ürünleri öne çıkıyor. Daha sade bir şey
isterseniz, şehirden alacağınız küçük bir kahve paketi bile güzel bir hatıra olabilir.
Genç Portreler

Genç Psikolog Hilal Korkut: “Empatiyi Meslek Edindim!”
Merhaba, ben Hilal. Türkiye’de doğdum; üniversiteyi ise Kanada’da tamamladım. Psikoloji bölümünden “Research Specialist” olarak mezun oldum ve şu anda sosyal hizmetler alanında yüksek lisans yapıyorum. Akademik yolculuğum boyunca insan davranışlarını derinlemesine anlamaya ve özellikle kırılgan gruplarla çalışmaya ilgi duydum.
Çalışma hayatıma, ruh sağlığı sorunları yaşayan, bağımlılıkla mücadele eden ve şiddet görmüş kadınlar ve ailelerle başladım. Bu deneyim bana her bireyin yaşadığı sürecin kendine özgü olduğunu ve bu süreçlerin ancak empatiyle, yargısız bir şekilde anlaşılabileceğini öğretti. Aynı zamanda, insanların yalnızca yaşadıkları zorluklarla değil, sahip oldukları güçle de değerlendirilmesi gerektiğini fark ettim.
Şu anda otizmli çocuklarla çalışıyorum. Eylül ayında başlayacağım stajla psikoterapi alanında daha fazla deneyim kazanmayı hedefliyorum. Bu deneyimin hem mesleki hem de kişisel gelişimime önemli katkılar sağlayacağına inanıyorum.
Hilal’in tavsiyesi: İnsanlarla daha kolay bağ kurabilmek ve onları daha iyi anlayabilmek için farklı konular hakkında en azından temel düzeyde bilgi sahibi olmak oldukça önemlidir. Bunun yanı sıra, karşınızdaki kişiyi gerçekten anlamaya çalışmak ve iyi bir dinleyici olmak bu alandaki gelişiminizi büyük ölçüde destekler. Empati kurabilmek, sabırlı olmak ve açık fikirli yaklaşmak ise bu mesleğin en değerli becerileri arasında yer alır.


















