¨Müdavim¨

4
Bir Sözcük

Müdavim: Bir yere sürekli olarak giden (kimse), gedikli.
“O dikkate değer salonun yegâne çocuk müdâvimi ben olmuştum.”Halide Edip Adıvar


Bir Atasözü 

Baskıdaki altından askıdaki salkım yeğdir: Kullanılan, işe yarayan değersiz şey, saklanan ve kullanılmayan çok değerli şeyden daha iyidir.


Bir Deyim

Armudun sapı var, üzümün (veya kirazın) çöpü (var demek): Her şeyde bir eksiklik bulmak, güç beğenir olmak.

“Artık armudun sapı üzümün çöpü demeyi bir yana bırakıp elimizdeki imkânlarla ne yapabileceğimize bakmamız lazım.”


Gurbetçi Sözcükler

Kışla: 1. Askerlerin toplu olarak barındıkları büyük yapı. 2. Koyun ve keçi sürülerinin gecelediği veya kışın barındığı kapalı ağıl. Göç ettiği ülkelerden bazıları şunlardır:

Çince: jīshílākè
Farsça: kışlak, kışlag, keşlāķ
Urduca: kişlaķ
Arapça: ķişlāk, kişla, ķişlā, ķīşla, kaşla
Rusça: kişlág, kişlák, kuşlák
Ermenice: kíşla, gíşla
Macarca: kislak
Romence: câşla
Bulgarca: kışlá, kaşla
Sırpça: kíšlak, kŕšlak, mŕšlak
Arnavutça: kërshllah, kërshllak
Makedonca: krşla


Bunları Karıştırmayın

Hal: Sebze, meyve vb. ürünlerin satıldığı yer. 

Hâl: Durum, vaziyet.

Aslında “hal” sözcüğünün sebze meyve satılan yerden başka, bir işi çözmek ve padişahın tahttan indirilmesi gibi anlamları da vardır. Bunlar sözlükte farklı kelimeler olarak açıklanmaktadır. Durum anlamındaki “hâl” düzeltme imli “â” ile yazılır,
“l” ince okunur.


Türkçesini Kullanalım

dejenerasyon X
yozlaşma

Fransızca kökenli “dejenerasyon” yerine Türkçe “yozlaşma” sözcüğünü kullanabiliriz.


Bir Sözcüğün Yolculuğu

İnci: İstiridye cinsinden deniz hayvanlarının içinden çıkan ve daha çok süs eşyası olarak kullanılan küçük, yuvarlak, sert, sedef renkli tane.

Göktürkçe ve Uygurcada “yinçü” olarak geçer. Kâşgarlı Mahmud’a göre Kıpçaklar “cinchü” biçimini kullanıyordu. Sözcüğün aslı Çinceden geliyor: “çen-çu” (gerçek inci). Türk yazı dillerinin bir bölümünde “yinçü”nünbaşındaki “y-” sesi düşmüştür. Macarca “gyöngy” biçimiyle Rusça “žémčug” biçimi de Türk dillerinden geçmiştir.


Bir Kitap

Leyla ile Mecnun: Hakkında yüzlerce eser yazılmış bu aşk hikâyesi, başta Türk, Arap ve Farslar olmak üzere bütün komşu toplumların hem halk hem divan edebiyatında defalarca işlenmiş. Üstat Sezai Karakoç ise Fuzuli, Nizami gibi dev şairlerin en güzel örneklerini verdiği bu geleneksel anlatıyı 20. yy’da yeniden ele aldı.

“Çiğ düştü göklerden
Ve bir bahar günü doğdun sen.

Bir bahar günü doğdun sen,
Baharın ta kendisi oldun sen.”


Türkçenin Sultanları

Edeb yolun gözleyen, erkânı bilmek gerek.

Hakk’ı bilmek isteyen, insânı bilmek gerek.

“Men ‘arefe men ‘aref, kad ‘arefe va’teref”
Kullar isterse şeref, sultânı bilmek gerek.

Şeklin insân eyledi, ehl-i îmân eyledi,

Bunca ihsân eyledi, ihsânı bilmek gerek. 

Derddir ‘âşıkın işi, yokdur gayrı teşvîşi, 

Kur’ân’ı bilen kişi, Furkân’ı bilmek gerek. 

Mâsivâdan elin yu, kandırmasın değme su, 

Hüdâyî katreyi ko, ummânı bilmek gerek. 

Aziz Mahmud Hüdâyî

Önceki İçerikBedenimiz Secdede, Ya Zihnimiz?
Sonraki İçerikYapay Zekâ, Teknolojinin Çernobil’i Olur mu?

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen isminizi yazın