Bir Sözcük
Müdavim: Bir yere sürekli olarak giden (kimse), gedikli."O dikkate değer salonun yegâne çocuk müdâvimi ben olmuştum."Halide Edip Adıvar
Bir Atasözü
Baskıdaki altından askıdaki salkım yeğdir:...
Bir Sözcük
Rahle: Kitap okumak veya yazı yazmak üzere önüne oturulan, açılır kapanır alçak tahta masa.
"Küçük küçük rahleler önünde benim kadar on beş yirmi çocuk...
Bir Sözcük
Cihanşümul: Dünyayı kaplamış, dünya çapında, dünyayı kaplayacak ölçüde, evrensel, âlemşümul, üniversal. Dünya anlamındaki "cihan" ve kaplayan anlamındaki "şümul" sözcüklerinden oluşmuştur. Bir de bazen...
Bir Sözcük
Gümrah: Farsça "güm" (kaybolmak) ve "râh" (yol) sözcüklerinden türemiş. İlk anlamı "yolunu yitirmiş" demek, dolayısıyla sözcük "doğru yoldan çıkmış, dalalete düşmüş, azmış" gibi...
Bir Sözcük
Kekre: Tadı dili buracak şekilde hafif acımsı ve ekşimsi olan, acımtırak.
Yabancı diyarlardan sökülüp getirilmiş ağaçların kekre meyvelerini yemekten bünye ihtilâline uğradıysa kabahat kimindir? (Sâmiha...
Bir Sözcük
Serencam: Aslı Farsçadır. Bağlamına göre iki anlamda kullanılır.İlk anlamı: bir iş, bir durum veya olayın iyi veya kötü sonu, akıbeti. "Olsun deminiz, olmasın...
Bir Sözcük
Sırça: Cam, camdan yapılmış nesne. "Cehennem üzerine gerilmiş ince bir sırçada yürüyen adamın korkusu var içimde." (Safiye Erol)
Bir de mecaz anlamıyla sırça köşk...
Bir Sözcük
Hâletiruhiye: Ruh hâli. Bir kimsenin düşünce ve davranışlarına hâkim olan, içinde bulunduğu psikolojik durum.
"Böyle bir hâletiruhiye içinde gelen bir mal sâhibini atlatmak elbette...