
Bir Sözcük
Serencam: Aslı Farsçadır. Bağlamına göre iki anlamda kullanılır.
İlk anlamı: bir iş, bir durum veya olayın iyi veya kötü sonu, akıbeti. “Olsun deminiz, olmasın gamınız, hayra dönsün serencamınız.” (Yahya Kemal Beyatlı)
İkinci anlamı: Başa gelen hâl, olay veya olaylar zinciri, macera. “Bir kısmını Anadoluhisarı’nda bırakan aile, kim bilir daha ne serencam geçirecekti.” (Burhan Felek)
Bir Atasözü
Eğri oturup, doğru konuşalım: Birisine karşı kişisel tutumumuz, sevgi veya öfkemiz ne yönde olursa olsun, dürüstlükten ödün vermeden gerçeği dile getirmemiz gerektiğini vurgulayan bir atasözüdür.
Bir Deyim
Etme bulma dünyası: Bu dünyada herkes bir şekilde yaptıklarının karşılığını bulur manasına gelen bir deyimdir. Özellikle yapılan kötülüklerin cezasının çekileceği anlamında kullanılır.
Gurbetçi Sözcükler
Sözcük: sürme
Kirpik diplerine sürülen siyah kozmetik toz.
Göç ettiği ülkelerden bazıları:
Urduca: “surma”
Hintçe: “surma”
Pencapça: “surma”
Bengalce: “surma”
Farsça: “sormeh / sürme”
Tacikçe: “surma”
Boşnakça / Sırpça: “surma”
Arnavutça: “surme”
Svahili: “suruma”
Görüldüğü üzere özellikle Osmanlı ticaret ve kültür havzası diyebileceğimiz Balkanlarda, Kuzey Afrika’da “sürme” sözcüğü de kervanlarla birlikte yolculuk etmiş. İran ve Hint coğrafyasındaki yolculuğu ise belki çok daha eskilere dayanıyordur.
Bir Kitap
Han Duvarları: Faruk Nafiz Çamlıbel’in aynı adı taşıyan meşhur şiirini de içeren şiir kitabı. Çamlıbel, şiire aruzla başlamış; sonra hece ölçüsüyle unutulmaz şiirler kaleme almış bir şairimizdir. Şiirleri hakkında konuşanlar daha çok eserlerindeki memleketçi hava ve Anadolu’ya yöneliş üzerinde durur. Oysa şairimiz, aynı zamanda pek çoğu bestelenmiş, unutulmaz şarkı sözleri olarak aklımızda yer etmiş, çok güzel aşk şiirleri de yazmıştır.
Türkçesini Kullanalım
İmitasyon X
Taklit √
Bir Sözcüğün Yolculuğu
Bıldır: Eski Uygurcadan beri Türkçenin birçok döneminde ve farklı yazı dillerinde kullanılagelen bir sözcüktür. Günümüzde daha çok ağızlarda “geçen yıl, bir yıl önce” anlamında kullanılır. 16. yüzyılda yazılmış bir kitapta “Bu yıl bıldırdan beter, bugün dünden.” cümlesinde geçmekte, Abdurrahim Karakoç bir şiirinde “Bıldır yağan karı sor / Erimeden gitti mi?” diye sormaktadır.
“Bıldır” sözcüğünün aslında üç sözcüğün birleşmesinden oluştuğu kanaati yaygındır: “Bir yıl turur” (Turur, durmak fiilinin geniş zaman şekli olup daha sonra dilimizdeki “-dır” ekine dönüşmüştür.) > bir yıl-tır > bıldır.
Bunları Karıştırmayın
Beri: İki uzaklık arasından daha yakın olan. Bir nehrin, yolun bulunduğumuz tarafı. Karşıtı “öte”.
“Beride bir grup siyasetten, ötede üç beş kişi akşamki pokerden bahsetmektedir.” (Tarık Buğra)
Berî: Bir şeyden kurtulmuş olan, uzak olan; arınmış, temizlenmiş olan.
“Her türlü hatadan, günahtan berîdir.” “Mikroptan berî.”
Bu sözcüklerden ilki Türkçe, ikincisi Arapça kökenlidir. Berî sözcüğünün ikinci hecesi uzun okunur. Anlamları da farklıdır; bazen örneklerde görüldüğü gibi birbirine zıt anlamlar için bile kullanılabilirler.
Türkçenin Sultanları
Sen geldin benim deli köşemde durdun
Bulutlar geldi üstünde durdu
Merhametin ta kendisiydi gözlerin
Merhamet saçlarını ıslatan sessiz bir yağmurdu
Bulutlar geldi altında durduk
…
Ve güldün rengârenk yağmurlar yağdı
İnsanı ağlatan yağmurlar yağdı
Yaralı bir ceylan gözleri kadar sıcak
Yaralı bir ceylan kalbi gibi içli sesin vardı
Sezai Karakoç




















