“Çağla”

119
Bir Sözcük

Çağla: Kayısı, badem, erik gibi yemişlerin, kabuğu henüz sertleşmemiş yeşil, körpe, yenebilen ham şekli. “Kaysılar, şeftaliler çiçek açmış; turfanda çağlalar baharın geldiğini ilan eder gibi pazar tezgâhlarında kendilerine yer bulmaya başlamıştı.” Çağla yeşili: Açık, canlı yeşil renk. “Üzerinde çağla yeşili hırkasıyla önümde yürüyordu.”


Bir Deyim

Çanak yalayıcı: Menfaat sağlamak için varlıklı veya etkili bir kimsenin yanına yamanan, dalkavukluk eden kimse. “Kâselis” de eski metinlerde geçen aynı anlamda bir kelimedir. Farsçada “kâse” çanak, “-lîs” de yalayan anlamına gelmektedir.


Bir Atasözü

İtle yatan bitle kalkar.

Kötü arkadaşın zararını vurgulamak için söylenmiş bir atasözüdür. “Kötü kimselerle düşüp kalkan kişiye az çok kötü huy bulaşır.” anlamına gelir.


Bir Kitap

Aziz İstanbul: Yahya Kemal Beyatlı’nın İstanbul yazılarının bir araya getirildiği kitap. Yahya Kemal, özellikle işgal yıllarında, İstanbul’u elimizden kayıp gidebilecek bir vatan toprağı duygusuyla gezmiş, daha içinde yaşarken özlemiş, bu duyguyla yazılar kaleme almıştır. 

Şair hayattayken hiçbir kitabı yayımlanmaz. Diğer eserleri gibi bu kitap da vefatından sonra, konuyla ilgili yazılarının derlenmesiyle oluşmuştur. Kitabın adı “Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul” dizesindeki hitaptan alınmıştır.


Bir Sözcüğün Yolculuğu


Ceviz: Kelime Türkçeye Arapçadaki “cavz” sözcüğünden geçmiştir. Arapçaya ise bu kelime, Orta Farsçadaki “gavz” ya da “goz” biçiminden alınmıştır. Fakat aynı dönemde kelime Türkçeye doğrudan Orta Farsçadan da geçmiş ve “koz” şeklinde kullanılmaya başlanmıştır. Bugün hâlâ Türkiye’de bazı yer adlarında ya da “kozlarını paylaşmak” gibi deyimlerde bu eski biçim yaşamaktadır. Yani “ceviz” ve “koz” aslında aynı şeyi ifade eder; fark, geldikleri yoldadır: Koz doğrudan Orta Farsçadan, ceviz ise Arapçaya uğrayarak Türkçeye girmiştir. İlginçtir ki çağdaş Farsçada bu iki kelime de kullanılmaz.


Türkçenin Sultanları

Bir kitâbullâh-ı âzâmdır serâser kâinat, Hangi harfi yoklasan mânâsı hep Allah çıkar.

Recaizade Mahmud Ekrem

(Kâinat, baştan sona Allah’ın büyük bir kitabıdır. Öyle bir kitaptır ki hangi harfini ele alsan, neresine baksan manası hep Allah’a götürür.)


Gurbetçi Sözcükler

Sözcük: Tamojnya (таможня)

Göç ettiği ülke: Rusya

Bazen gurbete çıkan bir sözcüğü, baba ocağından bakanlar tanıyamaz. Biraz yakından incelemek, sonradan giydiği ceketi, şapkayı çıkarmasını istemek gerekir. Bu sözcük de öyle. Rusça “gümrük” demek. Kökü “tamga” yani bildiğimiz damga. Bizdeki “-lık” ekine benzer bir ek alınca bu hâle gelmiş. Çünkü Rusçada “g” sesiyle biten sözcükler ek alınca “j”ye dönüşür. 

Peki Türkçe “gümrük” nereden gelmiş? Uzun hikâye, Bizans’tan, Eski Yunancadan, Latinceden iz sürmek lazım açıklamak için.


Doğrusunu Kullanalım

Bugünki X

Bugünkü

Belli bir zamanda veya yerde olmayı anlatan “-ki” eki bazen sesli uyumuna girer bazen girmez. Burada giriyor.

“O zaman bugünkü hâlinizi rüyada görmemek için uykudan korkmaya başlarsınız.” (Necip Fazıl Kısakürek)


Bunları Karıştırmayın

Vakıa: Olmuş olan şey, geri çevrilmesi mümkün olmayan olay, olgu.

“Bu tarihî vakıayı bildiğim için mi bu üç heceyi her işitişimde gözlerimin önünde fecre tutulmuş sihirli bir ayna parlıyor.” (Ahmet Hamdi Tanpınar)

Vâkıâ: Gerçi, her ne kadar, filvaki. 

“Vâkıâ asıl Selçuk macerası Konya, Kayseri ve Sivas arasında geçer.” (Ahmet Hamdi Tanpınar)


Türkçesini Kullanalım

Empoze etmek X

Dayatmak

Önceki İçerik“Dağarcık”
Sonraki İçerikMelekler Gazeli

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen isminizi yazın