Zayıf Görülenler Ve Yeryüzünün Varisleri: Mustazaflar

Zulüm sadece zalimin sopasıyla değil, mazlumun sessizliğiyle de büyür. Direnmeyen her suskunluk, zulmün ömrünü uzatır, adaleti geciktirir.

139
Yusuf Ünal |

Bazı insanlar vardır; sesi duyulmaz, adları anılmaz. Hakları çiğnenmiş, onurları ayaklar altına alınmış, iradeleri felç edilmiştir. Onlar, Kur’an’ın diliyle mustazaflardır. Yani zayıf bırakılanlar, aşağı görülenler, horlananlar. Kur’an, bu sessiz yığınlara bir kimlik kazandırır; onların gözyaşlarını sahipsiz bırakmaz ve onlara çektiklerinin karşılığını alacakları müjdesini verir. Yalnız bunun için onlara düşenler vardır. Kur’an-ı Kerim’de mustazaflar üç temel grupta değerlendirilir.

1. Zulme Uğramış Ama Kurtuluş Arayan Mustazaflar

Bu grup, vahiyden habersiz kalmış, zulüm sistemlerinin çarkına sıkışmış ancak kurtuluş için çabalayan, Allah’tan bir çıkış bekleyen kimselerdir. Allah, bu insanlara özel bir lütuf vadeder. Kur’an-ı Kerim’de, Firavun’un zulümleri anlatıldıktan sonra şöyle buyurulur: “Biz ise o ülkedeki güçsüzlere ihsanda bulunmak, onları dünyada örnek şahsiyetler yapmak ve ülkeye onları vâris kılmak, onlara dünya hâkimiyeti vermek; Firavun’u, Haman’ı ve onların ordularını ise korktuklarına uğratmak istiyorduk.” (Kasas suresi, 28/5-6)

Cenabıhakk’ın zulme razı olmayan ve ondan kurtulmak için çaba gösteren bu çeşit mustazaflara yaptığı benzer bir vaadi A’râf suresinin 137. ayetinde görürüz: “Horlanan, ezilen milleti de, bereketlerle donattığımız o ülkenin doğularına ve batılarına (yani tamamına) vâris kıldık.”

2. Sessiz Kalan Mustazaflar

Bu kimseler, zulmü bilirler ama ona boyun eğerler. Korkuları, çıkarları veya tevekkülsüzlükleri onları sessizliğe mahkûm eder. Kur’an bu pasifliği şiddetle eleştirir. Hesap gününde mustazaflarla onları ezen müstekbirlerin birbirlerine suç atacakları bir sahneyi haber verir. Birbirlerini suçlarken hep birden yaklaşan azabı görürler. Sonrasını Kur’an şöyle anlatır: “…Ve böyle atışırlarken hepsi, azabı gördükleri o esnada, pişmanlıklarını içlerine atarlar. O inkârcıların boyunlarına ateşten demir halkalar takarız.” (Sebe suresi, 34/33) Ayetten anlaşıldığına göre zulmedenlerle zulme razı olup ona karşı direnmeyenlerin akıbetleri aynı olur. Maruz kaldığı zulme kayıtsız şartsız teslim olan mustazaflara karşı Nisâ suresinin 97. ayetinde de ağır bir uyarı vardır: “İman edip de hicret etmeyerek kendi öz nefislerine zulmeder vaziyette olanların canlarını alırken melekler onlara diyorlardı ki: ‘Ne işte idiniz?’ Onlar da: ‘Biz bu ülkede, dinin emirlerini uygulayamayan, baskı altında yaşayan kimselerdik.’ deyince, melekler bu sefer şöyle dediler: ‘Peki Allah’ın dünyası geniş değil miydi? Siz de orada hicret etseydiniz ya?’ İşte onların durağı cehennemdir. Ne fena bir dönüş yeridir orası!”

3. Gerçekten Çaresiz Olan Mustazaflar

Bu grup, çocuklar, yaşlılar, engelliler, hicret edecek durumu olmayanlar gibi gerçekten güçsüz bireylerden oluşur. Kur’an onları istisna tutar, Allah’ın affına mazhar olmalarını umar: “Ancak, her türlü imkândan mahrum ve hicret için yol bulamayan erkekler, kadınlar ve çocuklar bu hükmün dışındadırlar. Çünkü bunları Allah’ın affedeceği umulur. Allah’ın gerçekten affı ve mağfireti boldur.” (Nisâ suresi, 4/98-99) Bu çeşit mustazaflar için mücadele etmek, onları zulümden kurtarmaya çalışmak Nisâ Suresi 75. ayetinin emriyle diğer Müslümanlara farz kılınmıştır: “Size ne oluyor ki Allah yolunda ve çaresizlik içinde bırakılan: ‘Ey büyük Rabbimiz! Ahalisi zalim olan şu memleketten bizi kurtarıp çıkar. Tarafından bir sahip gönder, katından bir yardımcı yolla!’ diye yalvarıp yakaran bir kısım erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda düşmanla çarpışmıyorsunuz?” 

Kuran’a göre zulme karşı susmak ve tepkisiz kalmak zalimin tarafında yer almak demektir. Çünkü zulüm, ancak mustazafların sessizliğiyle yaşar. Kur’an, sadece Firavun’a değil, onun düzenine razı olanlara da meydan okur. Bugünün dünyasında da mustazaflar var. Sadece fiziki baskılara değil, medya karartmalarına, yargı zulmüne, iftiralara ve yalnızlaştırmaya uğrayanlar var. 

Dünyanın birçok yerinde müstebitler ve müstekbirler zayıf düşürdükleri insanlara karşı sistematik bir istizaf (zayıf düşürme) politikası yürütmektedirler. Suçsuz yere hapsedilen, açlığa, sürgüne, dışlanmaya mahkûm edilen bu insanlar, kimi zaman birinci gruptaki gibi zulme karşı direnirken, kimi zaman da sadece hayatta kalma mücadelesi veren üçüncü grup mustazaflar arasında yer alıyor. Ve Kur’an’ın vaadi şudur ki; sabreden, direnen ve zulme boyun eğmeyen bu mustazaflar, sonunda yeryüzünün gerçek mirasçıları olacaklardır.

Önceki İçerikYüzümüzdeki Sessiz Yangın: Rozasea
Sonraki İçerikDüş Dili

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen isminizi yazın