
Yusuf Ünal |
Bir tatlı düşünün; içinde hem tarihin izleri hem kültürün rengi hem de insanlığın ortak hafızasına seslenen bir anlam olsun. Bu anlamda bizi birbirimize bağlayan hatırala, geçmişle bugün arasında kurulan köprüler… Aşure, hem ibadetle hem de ikramla yaşatılan bir gelenek. Bugün yalnızca kültürel bir miras değil, aynı zamanda kardeşlik, temsil ve tanışma fırsatı sunan anlamlı bir vesile.
Aşure günü hicrî takvime göre Muharrem ayının onuncu günü. İslam tarihinde bu gün birçok önemli hadiseye tanıklık etmiştir. Rivayetlere göre aşure gününde Hz. Âdem’in tövbesi kabul edilmiş, Hz. Nuh’un gemisi karaya oturmuş, Hz. İbrahim ateşten kurtulmuş, Hz. Yunus balığın karnından çıkarılmış, Hz. Eyüp hastalıktan şifaya kavuşmuştur.
Hz. Musa’nın, Firavun’un zulmünden kurtulduğu gün olduğuna da inanılması nedeniyle bu gün, İslamiyet öncesinde, Yahudiler tarafından oruçla ihya edilmekteydi. Peygamber Efendimiz Medine’ye hicret ettiğinde bu durumu öğrenmiş, “Biz Musa’ya sizden daha yakınız.” (Müslim, Sıyâm, 127) buyurarak Müslümanlara aşure günü oruç tutmayı tavsiye etmiştir.
Aşure Oruçları
Aşure günü oruç tutmak sünnettir. Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: “Aşure günü orucu, önceki senenin günahlarına kefaret olur (Müslim, Sıyâm, 196). Bu orucun bir gün öncesi (9. gün) ya da bir gün sonrası (11. gün) ile birlikte tutulması tavsiye edilmiştir (Buhârî, Savm, 69).
Aşure tatlısı, bu özel günle özdeşleşen kültürel bir gelenektir. Rivayete göre Hz. Nuh’un gemisi tufandan kurtulup Cudi Dağı’na oturduğunda, elde kalan son malzemelerle bir yemek yapılmıştır. Bu rivayet sahih hadis kaynaklarında yer almamakla birlikte, halk arasında yaygın olarak bilinmektedir. Birçok farklı malzemenin aynı kazanda pişmesiyle oluşan aşure, toplumsal birlik ve dayanışmayı temsil eder. Evlerde pişirilip komşulara dağıtılması, yalnızca bir ikram paylaşımı değil; muhabbetin ve komşuluk hukukunun canlı tutulmasıdır.
Kalbe De İkram
Tasavvufi gelenekte aşurenin malzemeleri sembolik anlamlarla yorumlanmıştır. Her bir malzeme, Allah’ın farklı isim ve sıfatlarının tecellilerine işaret eder. Buğday bereketi ve tevazuyu, kuru meyveler şifayı ve şükrü, nohut sabrı simgeler. Kuruyemişler zenginliği, şeker ise manevi tatlılığı temsil eder. Bu malzemelerin hepsinin bir araya gelip aynı kazana girmesi ise kalpteki çeşitliliğin ahenge dönüşmesini anlatır. Bu bakımdan aşure, sadece mideye değil, kalbe de ikramdır.
Yeni Coğrafyalarda Yeni Bir Misyon
Bugün bu gelenek bir anlam daha kazanmıştır. Avrupa ve Amerika’da yaşayan Müslümanlar, aşureyi komşularına ikram ederek onlarla tanışmakta, önyargıları kırmakta ve dostane ilişkiler geliştirmektedir. Bir tabak tatlı, farklı inançlardan insanları birbirine yaklaştırmakta; aşure, bu bağlamda tanışmayı kolaylaştıran, aradaki buzları eriten bir tanışma vesilesine dönüşmektedir.



















