Hayatı Kuşatan Zikir

Tesbihat yapmak; namazı tamamlamak, nefsi ve kalbi Allah'a bağlamak demektir. Onu terk eden, ağacı yetiştirip meyvesini toplamadan terk etmiş olur; alışkanlık hâline getiren ise hem dünyada hem de ahirette kazanç sağlar.

202

Bir gün fakir sahabeler Peygamber Efendimizin yanına gelerek şöyle dediler: “Zenginler, yüksek dereceleri ve sürekli nimetleri alıp götürdüler. Bizim gibi namaz kılıyorlar, bizim gibi oruç tutuyorlar. Ama mallarının fazlasıyla hac yapıyor, umre yapıyor, cihad ediyor ve sadaka veriyorlar. Böylece bizi geçip gidiyorlar.” Bunun üzerine Peygamberimiz şöyle buyurdu: “Size öyle bir şey öğreteyim ki, sizi geçenlere yetişesiniz, sizden sonrakileri de geçesiniz. Sizin yaptığınızın aynısını yapanlar hariç, hiç kimse sizden daha faziletli olmasın?”

Sahabeler: “Evet, ey Allah’ın resulü!” dediler. Efendimiz: “Her farz namazın ardından otuz üç defa tesbih (sübhanallah), otuz üç defa tahmit (elhamdülillah), otuz üç defa tekbir (Allahüekber) getirirsiniz.” buyurdu. 

Tesbihatın Kaynağı ve Manası

Namaz tesbihatı sübhanallah, elhamdülillah, Allahüekber zikirlerinin namazdan sonra düzenli biçimde söylenmesidir. Kur’an’da Rabb’imiz şöyle buyurur: “Namazı kıldıktan sonra, ayakta, otururken ve yan yatarken Allah’ı zikredin.” (Nisa suresi, 4/103)

Bu tesbihat, namazın sadece fiziksel hareketlerle sınırlı kalmamasına, kalbin ve dilin de Rabb’ine yönelmesine vesile olur. Ayrıca Peygamber Efendimiz, her namazdan sonra bu tesbihleri çekenlerin, günahları denizin köpüğü kadar da olsa, bağışlanacağı müjdesini vermiştir. (Müslim, Mesacid, 146)

Sahabe efendilerimiz tesbihat konusunda çok titizlerdi. Zikirlerini taşlar veya hurma çekirdekleri ile sayarlardı. Tesbih halkaları kuran sahabeleri görünce Peygamber Efendimiz övmüş ve onların bu hâllerinin meleklerin huzurunda iftihar edilen bir hâl olduğunu anlatmıştır. (Müslim, Zikr, 40)

Hz. Fatıma hadisi ise bizleri yatmadan önce tesbihatı düzenli bir alışkanlık hâline getirmeye teşvik eder. Hz. Fatıma günlük işlerinde kendisine yardım etmesi için babasından bir hizmetçi istediğinde Efendimiz biricik kızına şu öğüdü vermişti: “Yatağına girdiğinde 33 defa sübhanallah, 33 defa elhamdülillah, 34 defa da Allahüekber de. Bu senin için hizmetçiden daha hayırlıdır.” (Buhari, Deavat, 11)

Tesbihat Namazın Çekirdekleridir

Tesbihat sadece bir alışkanlık değil, insanın ruhunu canlı tutan ve hayatı kuşatarak aydınlatan bir ibadettir. Bediüzzaman Hazretleri, “Namazın sonunda tesbihat, namazın çekirdekleri hükmündedir.” der. Yani namazın hakikatleri o küçük zikirlerde yoğunlaşır. Kalbi uyanık bir mümin, tesbihatla milyonlarca müminin manevi cemaatine katılır; hatta bütün zamanlarda yaşayan müminlerle aynı halka içinde resulullahın arkasında zikrediyor gibi olur.

Peygamberimiz başka bir hadisinde şöyle buyurur: “Âdemoğlunun söylediği hiçbir tesbih ve tahmit yoktur ki, onunla göğe doğru bir kuş gönderilmiş olmasın; o kuş sahibinin başı üzerinde durur. Kim ‘Sübhanallahi ve bihamdihi’ derse, Allah onun için cennette bir hurma ağacı diker.” (Tirmizi, Daavat, 25) Bu kozmik tasvir, tesbihatın sadece dilimizde kalmadığını, semanın ötelerine kadar taşındığını gösterir. Öte yandan Peygamber Efendimiz, “Şeytan kişiye namazda vesvese verir, namazdan çıkıncaya kadar da bırakmaz. Neticede kişi tesbihatı terk eder.” (Tirmizi, Daavat, 25) buyurarak tesbihatsız kalmanın şeytana açık kapı bırakmak olduğunu haber verir.

Dolayısıyla tesbihat, hem nefis ve şeytana karşı bir zırh, hem de cennet ağaçlarının tohumu gibidir. Onu yapmayı alışkanlık hâline getiren dünya hayatında huzur, ahirette bağışlanma ve ebedi kazanç elde eder.

Tesbihat İbadettir

Namaz tesbihatı, sahabe hayatından günümüze kadar devam eden bir ibadet geleneğidir. Ancak fıkıh açısından bakıldığında bunun farz ya da vacip olmadığını, müstehap bir ibadet hükmünde bulunduğunu da belirtmek gerekir. Âlimlerin çoğu, Peygamberimizin ısrarlı tavsiyeleri sebebiyle özellikle 33’er defa yapılan tesbihatı sünnet-i müekkede derecesinde değerlendirmiştir. Bu zikirler ilk dönemlerde ferdî olarak yapılırken, zamanla ihmal edilmemesi için camilerde müezzin eşliğinde cemaatle yapılması yaygınlaşmıştır. Fakihler bunu bidat değil, bilakis güzel bir yenilik olarak görmüşlerdir. Çünkü asıl olan zikirdir; bunun topluca yapılması sevabı artırır.

Tesbihat yapmak, namazı “tamamlanmış bir ibadet” hâline getirir. Namazı kılıp hemen kalkmak, ağacı dikip meyvesini toplamadan bırakmak gibidir. Oysa tesbihatla birlikte, ibadet ağacının meyvesi toplanır; kul Rabb’ini tesbih, tahmit ve tekbirle anar, duasını eder ve huzurla dağılır. Bu sebeple tesbihat, ihmal edilmemesi gereken bir zaruret, ümmetin asırlardır sürdürdüğü bir bereket geleneğidir. Bireysel yapılabilir, cemaatle yapılabilir; ama mutlaka yapılmalıdır. 

Önceki İçerikHiçbir Şey Almaz Mıyız Mazimizden?
Sonraki İçerikYeni Nesil Nakış: Punch

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen isminizi yazın