Kulluğa Atılan Adım: Hac

Sadece bireysel arınma değil, ortak bir diriliş imkânı sunan hac, Müslümanların dağınıklığını gideren ve yönünü yeniden tayin eden ilahî bir davettir.

34

Hz. İbrahim ve oğlu İsmail, Cebrail rehberliğinde taşı taş üstüne koyup duayı duanın yanına ekleyerek Kâbe’yi yeniden inşa etmişlerdi. Artık Hz. İbrahim’i bekleyen yeni bir vazife vardı: Bu ıssız vadideki Beytullah’a bütün insanlığı davet etmek. 

Yüce Allah peygamberine, “İnsanlar arasında haccı ilan et.” (Hac, 22/27) diye emretti ve insanların hem yaya olarak hem bineklerle uzak yakın demeden bu çağrıya uyacaklarını haber verdi. Bunun üzerine Hz. İbrahim Mekke’nin etrafındaki ıssız tepelere çıkıp her yöne seslenerek insanları Allah’ın evine çağırdı. Rivayet edilir ki, o ses zamanın ötesine geçti; henüz doğmamış ruhlara, kıyamete kadar gelecek müminlere değdi. İşte bugün Arafat’ta vakfeye duran her hacı, o ilk davetin yankısına “Lebbeyk!” diye cevap vermektedir. 

İçimizdeki Putları Devirmek 

“Hac” kelimesi sözlükte yönelmek, kastetmek, ziyaret etmek anlamlarına gelir. Terim olarak ise; belirli bir zaman diliminde, belirli ibadetleri yerine getirmek üzere Kâbe’yi ziyaret etmeyi ifade eder. Bu ziyaret vesilesiyle kul Rabbine yaklaşma, O’nun rızasına erme ve günahlarından arınma fırsatı bulur. 

Peygamberimiz şöyle buyurur: “Kim Allah için hacceder de kötü söz ve davranışlardan ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsa, annesinden doğduğu günkü gibi günahlarından arınmış olarak hacdan döner.” (Buhârî, Hac, 4; Müslim, Hac, 438.) Bir başka hadiste de “Hacılar ve umre yapanlar Allah’ın (evinin) ziyaretçileridir. Kendisine dua ederlerse dualarına icabet eder, O’ndan bağışlanma dilerlerse onları bağışlar.” (İbn Mâce, Menâsik, 5) buyrulmaktadır. 

Hac yalnızca ferdî bir arınma değildir; içimizdeki putları devirmektir. İhram, dünya elbiselerinden soyunmayı; Arafat, kendini tanımayı; şeytan taşlama, nefsin hilelerine karşı bilinçli bir direnişi temsil eder. 

İmam Gazali, haccın zahirî fiillerinin arkasında kalbî hakikatler bulunduğunu söyler. Ona göre Kâbe’nin etrafında dönmek, kalbi Allah’ın rızası etrafında döndürmeye alıştırmaktır. 

Bugün Müslümanların temel problemlerinden biri dağınıklık ve yön kaybıdır. Hac, yön tayin eder. “Kıblem neresi?” sorusunu sadece namaz için değil, hayatın bütünü için sordurur. Tüketim, bireysellik ve dünyevîleşme çağında hac; sadeleşmeye, eşitliğe ve kulluğa doğru atılan sahici bir adımdır. 

Mahşer Provası

Hac sadece bireysel bir ibadet değildir. Aynı ihram içinde, aynı kelimeyi tekrar eden milyonlar; ırkı, dili, makamı, serveti bir kenara bırakarak tek bir saf hâlinde durur. Bu manzara, âdeta küçük bir mahşer provasını andırır. 

Bediüzzaman’a göre haccın ihmal edilmesi ümmet için ağır sonuçlar doğurur. Hac, Müslümanların birbirini tanıyıp ortak akıl geliştireceği ve güçlerini birleştireceği büyük bir buluşmadır. Bu buluşma ihmal edilince Müslümanlar birbirinden kopmuş, dağılmış, hatta düşman saflarda karşı karşıya gelmişlerdir. Kendi iradeleriyle Kâbe etrafında toplanmayanları, ilahi kader çok daha acı sahnelerde bir araya getirmiştir. Ümmet bilincinin zayıfladığı, kimliklerin parçalandığı bir çağda hac; “Biz bir ümmetiz!” hakikatini canlı tutar. 

Gidemeyenler Ne Yapmalı?
  • Hac her mümine değil, gücü yetene farzdır. Fakat haccın ruhuna herkes iştirak edebilir.
  • Arefe günü yapılan dualara kalben katılmak, hacca kavuşmak için niyeti diri tutmak ve hazırlık yapmak, o günlerde oruç, zikir ve sadaka ile ruhu arındırmak, Kâbe’ye yönelip ümmet için dua etmek. Bunlar, hacca gidemese bile her müminin yapabileceği ibadetlerdir.
  • Belki bedenimiz Mekke’de değildir; ama kalbimiz o davete “Lebbeyk!” diyorsa biz de o kervanın yolcusuyuz demektir. 
  • Hazreti İbrahim’in tepelerden yükselen çağrısı hâlâ sürüyor. Bugün o çağrıya kulak verenler bir dönüşümün yolcusu oluyor. 

Önceki İçerikMars Patatesleri Bunlar!
Sonraki İçerikFarklılıkların Lezzetli İttifakı: Aşure

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen isminizi yazın