
Menkıbeye göre Abbasi halifesi Harun Reşit, sarayın damında ayak sesleri duyar. Muhafızlar, orada dolaşan Behlûl-i Dânâ’yı huzura getirir. Halife ona damda ne aradığını sorar. Behlûl, kaybettiği develeri aradığını söyleyince; Halife: “Sarayın damında deve mi aranır!” der. Bunun üzerine Behlûl şu karşılığı verir: “Ey Harun! Sen sarayın lüksünde, rahat döşeklerde Allah’ın rızasını ararken bu garip gelmiyor da, benim damda deve aramam mı garip oluyor?”
Hakikat rahat içinde aranmaz. Cennet ucuz değil, Allah’ın rızasına nail olmak kolay değil. Rabbimiz bunları bazı bedeller karşılığında lütfediyor; o bedellerden biri de kişinin gerektiğinde rahatından vazgeçip ibadetlere ve salih amellere sarılmasıdır.
Hadisişerife göre cennete giden yollar insanın hoşuna gitmeyen şeylerle çevrilmiştir. Bu yüzden Allah’ın rızasına talip olanların iradelerini kullanıp harekete geçmeleri gerekir. Ancak nefis ve şeytan kişinin harekete geçmesini istemez. Abdestte suyun soğukluğu, hizmette mesafenin uzaklığı bahane hâline gelir.
Konfor Çağının Tehlikeleri
Konfor çağında yaşıyoruz, hemen her şey bu vaatle pazarlanıyor. Böylece fıtraten keyfine düşkün olan insan, konforun ağına düşüyor. Bediüzzaman bu durumu ”meylürrahat” olarak adlandırır ve buna talip olmanın bütün rezaletin ve sefahatin anası olduğunu söyler. Yine Üstad’a göre şeytanın temel hücum yollarından biri tembellik ve tenperverliktir. Bunlar insanı namazdan niyazdan, ilimden irfandan, hizmetten alıkoyan öldürücü virüslerdir.
Nitekim Kâb bin Mâlik hazretleri rahat evini, gölgeli bahçesini terk edemediği için Tebük Seferi’ne katılamamış, neredeyse helak olacakken; doğruluğu ve tevbesi sayesinde kurtulmuştu.
Kişinin konfor alanına gömülüp namaza karşı tembel davranması, Nisa suresinde münafıklık alameti olarak nitelendirilir. Bir hadiste ise zorlanarak Kur’an okuyana iki kat sevap verileceği ifade edilir. Din kolaylık üzerine kuruludur; fakat kul zorlandığı hâlde vazifesini terk etmezse, zorluk ibadetin kıymetini artırır. İbadet vakitlerinin sürekli değişmesi, müminlerin rehavete kapılmamaları için bir vesiledir. “İki günü eşit olan zarardadır.” sözünü de bu cümleden sayabiliriz.
Müslüman yeni şeyler öğrenmek ve hayata geçirmek için sürekli bir yenilenme cehdi içinde olmalıdır. Örneğin, namazları sürekli kısa surelerle kılmak, yeni sureler ezberlemeyi düşünmemek de bir konfor alanına dönüşebilir. Kurban, sadaka ve zekâtı kurumlara devredip ihtiyaç sahipleriyle hiç yüz yüze gelmemek de öyle.
Rahatına tutunan kaybeder, vazgeçebilen kazanır. Çünkü hakikat konforun gölgesinde değil, fedakârlığın ve gayretin aydınlığında kendini gösterir.
Kendini Ve Toplumu Tehlikeye Atmamak
Bu konfor tuzakları yalnızca bireysel değil, toplumsal bir tehlike de taşır. Alışkanlıklar ve bağımlılıklar insanı konfor bataklığına çeken birer oltadır. Müslüman ise hiçbir bağımlılığın esiri olmamalı; her şartta ibadet ve hizmetini sürdürebilecek bir hayat kurmalıdır.
Kur’an’da yemeyi, içmeyi, rahatı ve eğlenceyi gaye hâline getirenler ”mütrefin” olarak anılır ve toplumların helakine sebep olabilecekleri bildirilir. (İsrâ suresi, 17/16) Zira konfora gömülen insan, rahatını korumak uğruna her türlü iyilikten mahrum kalmaya ve her çeşit kötülüğü işlemeye müsait hâle gelir. Ebû Eyyûb el-Ensârî, “Kendinizi tehlikeye atmayın.” (Bakara suresi, 1/195) ayetindeki tehlikeden kastın, “dünyaya yönelip geri çekilmek” olduğunu söyler. Konfor uğruna vazifeyi terk etmek, insanın kendini tehlikeye atmasıdır. Bu tehlikeden korunmak için, ilk nefsânî fısıltıda iradeyi ortaya koyup harekete geçmek gerekir. Behlûl-i Dânâ’nın dediği gibi; rahat döşekte Allah’ın rızası aranmaz. Arayan ayağa kalkar, yola çıkar ve o yolun zahmetinde rahmetin izini bulur.



















