
Çoğumuzun hayatında yeni yeni yer ettiği için diyalog, sanki dışarıdan sempatik görünme çabası gibi algılanabiliyor. Diyalogla yapılmak istenen; İslam’ın veya hizmetin dış dünya ile olan iletişimini sağlamak zannedilebiliyor. Aslında kimsenin dostluğuna talip değilmişiz de öyleymiş gibi yapıyoruz diye düşünülebiliyor. Baştan belirtmeliyim ki bunların tamamı yanlış.
Diyalog ne bir sempatiklik çabası ne de stratejik bir uğraş; aksine diyalog, kıyamete kadar devam edecek bir salih ameldir. İslam’da muamelat olarak ifade edilen insani ilişkilerin sağlıklı bir şekilde sürdürülmesidir aslında. Bu yönüyle o; hayatın ta kendisi, yaşamın bir parçasıdır. Yurt dışında yaşıyorsunuz; çevrenizde Müslümanlardan çok, Müslüman olmayan insanlar var. Üstelik bu insanlardan hiçbir kötülük görmüyorsunuz. Tam aksine size iyi davranıyorlar; vatanlarını, imkânlarını sizlerle paylaşıyorlar.
Dinlerinden, kültürlerinden ve tercihlerinden memnun bu insanlar. Peki, onlarla nasıl bir münasebet içinde olacaksınız? İstemedikleri veya hiç gündemlerinde olmadığı hâlde Müslüman olmaları için mi çabalayacaksınız? Gayrimüslimdir deyip düşman muamelesi mi yapacaksınız? İkisi de makul görünmüyor. Makul olan; onları konumlarında kabul etmek ve konumlarına saygı çerçevesinde onlarla bir münasebet kurabilmektir. Bu da diyalog demektir.
Din Muameledir
Bir Müslümanın itikadı ve ibadet hayatı kadar önemli bir konu da muamelat yönüdür. Yani Müslüman olan veya olmayan tüm insanlarla, hatta mahlukatla münasebet ve davranışlarıdır; kişinin imandan nasibi, mahlukata duyduğu şefkat nispetindedir.
İtikad ve ibadet Allah ile kul arasındadır; ancak muamelat, kişinin inancının, dininin ve insanlığının dışa yansımasıdır. Bu yönüyle iyi bir Müslüman, iyi bir insan olmalıdır. Bu da insani ilişkiler yoluyla kendini gösterir: Sözünde durmak, emanete emin olmak, kul hakkına riayet etmek, yalan söylememek gibi. İşte bu açıdan bakıldığında diyalog, bir Müslümanın olduğundan farklı biriymiş gibi davranması değil; iyi bir Müslüman olma çabası ve iyi bir Müslüman olarak yaşamasıdır.
Efendimizin hayatına baktığımızda da Müslüman olan olmayan herkese kendi karakterinin gereğine uygun davrandığını görürüz.
“Sizin en hayırlınız, ahlakı en güzel olanınızdır.”
(Buhârî, Edeb, 39)
“Sizin en hayırlınız, insanlara en faydalı olanınızdır.”
(İbn Mâce, Mukaddime, 10)
“Sizin en hayırlınız; kendisinden hayır umulan ve kötülük beklenmeyendir.”
(Tirmizî, Fiten, 76)
Sadece bu hadisler bile insani ilişkilerin İslami açıdan ne kadar önemli olduğunu gözler önüne seriyor. Unutmamak gerekir ki İslami olan her şey insani, insani olan her şey İslamidir. Bu yönüyle iyi bir insan olmak ile iyi bir Müslüman olmak ayrı düşünülemez. Bir Müslümanın daha iyi bir insan olmak için çabalaması, insani ve İslami kimliği ile görünür olması diyaloğun ta kendisidir. İyi bir Müslüman olarak okulda, iş yerinde veya hayatın farklı kademelerinde sergileyeceği her müspet tavır; onun diyalog hanesine de sevap hanesine de salih bir amel olarak kaydedilecektir.
Bir Diyalog Hikâyesi
Hollanda’nın kuzeyinde yaşayan Güleryüz çifti, bu yeni ülkede hayatlarını kurmaya çalışırken bir fincan arayışı içindeydi. Evin hanımı, ikinci el alışveriş uygulamasında gördüğü el yapımı fincanları çok beğenmiş ve onları almak istemişti. Bunu eşine söylediğinde, “Bir bardak için 10 km yol gidilir mi, buna gerek var mı?” diye bir karşılık aldı. Ancak eşinin ısrarı karşısında Halis Bey sonunda razı oldu. Nereden bilecekti ki bu fincanlarla ne kadar güzel köprüler kurulacağını?
Kapıyı açtığında karşılarında dillerini çat pat konuşan bu çifti gören Hollandalı aile, onların samimi gülüşlerinden etkilenip kendilerini içeri davet etti. 20 avroluk fincanlar ise bu kalıcı dostluğun ilk adımı oldu. Beş yıldır sıkça görüşen bu dostlar, artık birbirlerini kız kardeş gibi hissediyorlar. Dora’nın “Zor zamanınızda ilk bizi arayacaksınız.” tembihlerine ek olarak Melek Hanım, “Beni ağlarken duysa hemen kapımda belirir.” diyerek aile hasretini bu dostlarıyla gideriyor.


