
Şanghay’da yaşayan varlıklı İngiliz bir ailenin tek çocuğu Jamie Graham (Jim) hiperaktif, uçak tutkunu ve aklı bir karış havada bir çocuktur. Hizmetçilerin etrafında pervane olduğu, yediği önünde yemediği ardında bir hayatı vardır. Ta ki Japonlar şehri işgal edene kadar. O gün ailesinden ayrı düşen Jim, sokakta bir başına kalır. Oradan oraya savrularak kendini Japon toplama kampında bulur ve çetin bir hayatta kalma mücadelesine girişir.
Steven Spielberg, J. G. Ballard’ın aynı adlı romanından uyarlanan bu filmde dünyayı kasıp kavurmuş bir savaşın yıkımını hatırlatıyor seyirciye. Ünlü yönetmenin, filmi yönetmek isteme sebebi ise kendi ifadesiyle “İkinci Dünya Savaşı’na olan takıntısı”. Eleştirmenlerden olumlu yorumlar alan film gişede ise beklenen başarıyı gösteremedi.
Masumiyet Savaşa Karşı
Filmde Jim rolüyle izlediğimiz Christian Bale’ın 12 yaşındaki performansı, gelecekteki başarılarının habercisi gibi. Jim karakterinin hayalperestliğini de eklersek çocuk masumiyetinin savaşın acımasız yüzüyle karşılaşması oldukça sarsıcı. Annesinin elini bir anlığına bıraktığı kargaşada dilini bilmediği topraklarda yapayalnız buluyor kendini. Ellerinde ağır silahlarla sağa sola koşuşturan asık yüzlü adamlar ve düşen bombalar arasında dehşete kapılmış bir çocuktan daha dokunaklı ne olabilir?
Başrolün çocuk olması filmin en akıllıca kararlarından biri. Çocuklar kolay kolay yılmaz; Jim’in kampta koşuşturması, hayalleri ve umutları bile yorgun esirlerin yüzünde zaman zaman bir gülümsemeye yol açıyor. Üstelik kendisini esir tutan Japonlar aynı zamanda onun kahramanları. Japon pilotların intihar uçuşu öncesi törenini uzaktan izleyen Jim’in verdiği asker selamı tüyler ürpertici. Kendini tel örgüler ardında karanlık bir hayata mahkûm edenlere selam çakan bir masumiyet bu.
Ölen milyonlarca insan, yakılan yıkılan şehirler, ilk kez kullanılan atom bombasının dehşeti… Tüm bunların ardından herkesin aklında aynı soru beliriyor: Değdi mi?
Herkes Kaybeder
Epik bir anlatıma rağmen filmde ne haklı ne haksız ne de bir kahraman var. Sadece sefalet, açlık ve ölüm. Jim’in tel örgüler ardından arkadaşlık kurduğu Japon çocuk, açlıktan saldırganlaşan Çin halkı… Hepsi birer kurban.
Spielberg burada insanların felaket zamanlarında ortaya çıkan gerçek yüzünü, ilkel dürtülerini ve bir çocuğun acıyla yoğrularak dönüşümünü gösteriyor. Jim’in bir zamanlar tıka basa yiyecek dolu buzdolabına burun kıvırırken kampta tabağındaki böcekleri özenle yemesi, insanın hayatta kalma tutkusunun ve hâlden hâle düşüşünün sessiz bir resmi. Dört yılın sonunda anne babasının yüzünü hatırlayamadığını itiraf eden Jim artık eski Jim değil.
Spielberg vermek istediği mesaja ulaşıyor: Hiçbir savaşın kazananı yoktur; az ya da çok kaybedeni vardır. Dönem filmlerini seviyorsanız her ayrıntısı özenle işlenmiş bu görsel şöleni kaçırmayın.
Güneş İmparatorluğu (1987, ABD)
Orijinal Adı: Empire of the Sun
Yönetmen: Steven Spielberg
Senaryo: Tom Stoppard
Oyuncular: Christian Bale, John Malkovich, Miranda Richardson, Nigel Havers
Tür: Savaş-Dram-Macera
Süre: 2 saat 33 dk
İzleyici: Aile Rehberliğinde 13+
Kamera Arkası
Güneş İmparatorluğu, Şanghay’da 2. Dünya Savaşı’ndan sonra çekilen ilk Amerikan filmi olma özelliğini taşıyor. Filmde, aralarında kırk yıl önceki istilayı bizzat yaşamış kişilerin de bulunduğu beş binin üzerinde yerli figüran kullanılmış.
Replik
“Reklamlar yüzünden araba ve kıyafet peşinde koşuyoruz, nefret ettiğimiz işlerde çalışıp gerçekte ihtiyacımız olmayan şeyleri satın alıyoruz.”
(Dövüş Kulübü, 1999)


















