
Muhammedî ruh şefkati, merhameti ve insanı kuşatan dostluk anlayışını merkeze alan bir karakter olarak tarif edilir. Bu ruhla hareket eden insan, karşısındakini ötekileştirmek yerine anlamaya çalışır. Gönüllere girmeyi, insanları düşünmeye sevk etmeyi ve ortak bir insaf zemininde buluşmayı hedefler. Çünkü Muhammedî ruhun özü, kucaklayıcılık ve mülayemettir.
Müslüman için Kur’an ve sünnet en temel iki kaynaktır. Dolayısıyla Müslümanın hayatı boyunca benimsediği hiçbir tavrın ne Kur’an’a ne de sünnete aykırı olması düşünülemez. Diyalog da Kur’an ve sünnetten süzülen, onların ruhunu yansıtan bir anlayıştır. Kur’an ve sünnet çatışmayı değil hikmeti, güzel sözü ve insanı kazanmaya yönelik bir üslubu esas alır. Peygamber Efendimizin sözlü ve fiilî sünnetinde bunun pek çok örneği vardır.
Ülü’l-Azm Peygamberlerin Üslubu
Ülü’l-azm peygamberlerden Hz. Nuh ve Hz. Musa’nın kavmiyle münasebetinde Allah’ın Celâl isminin tecellilerinin daha belirgin olduğu görülür. Buna karşılık Hz. İbrahim ve Hz. İsa’da Cemâl isminin tecellileri daha baskındır. Peygamber Efendimiz ise insanlığa karşı şefkati, merhameti, affediciliği ve mülayemetiyle öne çıkar. Kıyamete kadar başka bir peygamber gelmeyeceğine göre, insanlarla kuracağımız ilişkilerde esas almamız gereken üslup da Muhammedî ruh olmalıdır.
Peygamber Efendimizin hayatı bu anlayışın en güzel örnekleriyle doludur. Kendisini öldürmeye teşebbüs edenleri affetmesi, Hz. Hind’i ve Hz. Vahşî’yi bağışlaması bunun en açık göstergelerinden biridir. Aynı şekilde, İslam’ın en büyük düşmanlarından biri olan Ebû Cehil’in oğlu Hz. İkrime Müslüman olduktan sonra, onun geçmişi üzerinden incitilmesine asla müsaade etmemiştir. Hatta sahabeyi uyararak, babasını hatırlatacak ifadeler kullanmamalarını istemiştir. Böylece insanları geçmişleriyle değil, bugünkü kimlikleriyle değerlendirmiştir.
Efendimizin hayatına baktığımızda, gayrimüslimlerle sürekli temas hâlinde olduğunu görürüz. Mekke döneminde müşriklerle, Medine döneminde ise Yahudilerle, müşriklerle ve dönem dönem Hristiyanlarla iletişimini sürdürmüştür. Hiç kimseye kapısını bütünüyle kapatmamış; şahıslarla vasıfları birbirinden ayırmıştır. Tavrını insanlara değil, yanlış düşünce ve davranışlara yöneltmiştir. Hudeybiye’de olduğu gibi en kritik zamanlarda bile sertleşmek yerine sükûneti tercih etmiş, ortak zemini koruyarak gelecekte kurulacak barış ortamının kapılarını aralamıştır.
Şahıs ve Vasıf Ayrımı
Muhammedî ruhta reaksiyoner bir tavır yoktur. Gerek toplumsal hayatta gerekse bireysel ilişkilerde tepkisellikten uzak durmak esastır. Tepkinin kâfire değil . . .

Bir Diyalog Hikâyesi
Slovenya’da yaşayan bir grup kız öğrenci, her alışverişte sert bakışlarına muhatap oldukları bir market görevlisinden çekiniyordu. Slovakların önemli bayramlarından birinde, yanlarına küçük bir hediye alıp markete girdiler. Hediyeyi uzattıklarında görevlinin yüzündeki ifade görmeye değerdi. Sert bakışların yerini sıcacık bir tebessüm almıştı. Farklılıkların oluşturduğu mesafe, bir tebessümle eriyivermişti.



















