Tehlikeli Değil, Cesursun!

Allah ibadeti kendisi için değil, insanın kalbi büyüsün diye ister. Egoizm "ben" davulları çalarken, ibadet "Daha büyük bir anlam var!" diye fısıldar.

62
Soru:

“Tanrı’nın kendisine tapınmasını istemesi onu -hâşâ- egoist yapmaz mı?”
(Rumuz: Tehlikeli, 19)

Cevap:

Sevgili Tehlikeli, sorduğun soru, düşündüğünden çok daha kıymetli. Üstelik senin çok da “tehlikeli” olmadığını; düşünen, sorgulayan, cesur bir genç olduğunu gösteriyor. Neden, biliyor musun? Çünkü inancı “sorgulamak”, onu “reddetmek” anlamına gelmez; aksine, onu anlamaya çalışmak demektir. Zaten Kur’an-ı Kerim de insanı körü körüne inanmaya değil, düşünmeye çağırır: “Hiç düşünmez misiniz?” (Bakara suresi, 2/44) “Siz aklınızı kullanıp düşünmez misiniz?” (Yûnus suresi, 10/16) Çünkü iman, taklitten değil; idrakten doğar. İnsan, özellikle gençlik dönemlerinde, “Neye inanıyorum?”, “Neden inanıyorum?” gibi sorularla kendini ve dünyayı yeniden tanımlar. 

İstersen öncelikle “egoizm” kavramını netleştirelim. Egoizm, bir kişinin kendi çıkarlarını her şeyin önüne koyması, başkalarını sadece kendi faydası için önemsemesi demektir. Yani bencil bir insan, başkalarına muhtaç olduğu ya da kendini üstün gördüğü için onların ilgisini ve yönelişini ister. Şimdi şu soruyu birlikte düşünelim: Allah, bizim ibadetimize muhtaç mı?

İslam inancına göre Allah, mutlak kemal sahibidir. Yani eksiksizdir, kusursuzdur ve hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. Ne övgüye ne takdire ne de ibadete… Onun büyüklüğü, bizim ona yönelmemizle artmaz; ilgisizliğimizle de azalmaz.

Peki o zaman ibadet neden var? Çünkü ibadet, Allah için değil, insan içindir… İnsan bazen kendini dünyanın merkezine koyar. Her şeyi kendi istekleri, arzuları ve beklentileri etrafında döndürmek ister. İşte böyle zamanlarda ibadet insana şunu hatırlatır: “Sen büyük bir düzenin parçasısın. Her şey senin etrafında dönmüyor.” Bu farkındalık, insanı kibirden korur, bencilliğini törpüler ve daha dengeli bir bakış açısı kazandırır.

Bir örnekle düşünelim: Bir doktor, hastasına “Bu ilacı düzenli kullanmalısın.” dediğinde, bunu kendi egosu için mi söyler, yoksa hastanın iyiliği için mi? Cevabını duyar gibiyim. Evet ilaç, doktoru mutlu etmek için değil; hastayı iyileştirmek içindir. İbadet de buna benzer. Allah’ın ihtiyacı olduğu için değil, insanın ruhen güçlenmesi, kendini toparlaması ve hayatın anlamını hatırlaması için vardır.

Peki “Tanrı kendisine tapınmamızı istiyorsa bu egoizm değil mi?” düşüncesi neden akla geliyor? Çünkü biz çoğu zaman Allah’ı, insan gibi düşünmeye çalışıyoruz. İnsanlar övülmek ister, takdir edilmek ister, değer görmek ister. Ama Allah, insan gibi değildir. Onun yüceliği, bizim sözlerimizle artmaz. İbadet, Allah’ı büyütmez; Allah zaten büyüktür. İbadet, insanı olgunlaştırır.

Namaz, dua, oruç gibi ibadetler; insana sabrı, şükrü, disiplini ve sınırlarını öğretir. “Ben her şeyin sahibiyim.” duygusunun yerine, “Bana emanet edilen bir hayatım var.” bilincini yerleştirir. Bu da insanı daha mütevazı, daha merhametli ve daha bilinçli biri yapar.

Bir de şu açıdan bakalım: Eğer Allah ibadeti kendi egosu için isteseydi, sadece güçlü olanları, kusursuz olanları, hatasız insanları kabul ederdi. Oysa Allah’ın samimiyeti, niyeti ve çabayı önemsediği, Kur’an-ı Kerim’de sıklıkla vurgulanan hususlardan biridir. Yani mesele “kusursuz olmak” değil, yönünü doğru yere çevirmektir.

Son olarak şunu söylemek çok önemli: Sorular sormak, inancı zayıflatmaz. Tam tersine, bilinçli bir inanç; ancak sorularla büyür. İnandığın şeyi “anlamaya çalışmak”, onu daha sağlam bir zemine oturtur. Şüphe, bazen yıkmak için değil; derinleştirmek için gelir.

Unutma Tehlikeli, Allah ibadeti kendisi için değil, bizim için ister. Egoizm insanı merkeze koyar. İbadet ise insanı, kendisinden daha büyük bir hakikatin içine yerleştirir. Sorular sormaya devam et sevgili dostum. Çünkü düşünen bir kalp, sadece inanan değil; aynı zamanda yaşayan bir kalptir.

Önceki İçerikBir Beyaz Lerze
Sonraki İçerikDibe Vurunca Ne Olur?

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen isminizi yazın