Nikâhın Namusu: İşhâr ve Adalet

Soru: Son dönemde sıkça şahit olduğumuz "gizli ikinci eş" trajedisini ahlaki açıdan eleştiren bir kadın aktivist, fıkhi argümanların arkasına sığınan erkekler tarafından oldukça sert bir lince maruz kaldı. İslam’ın evlilik müessesesinde inşa ettiği o sarsılmaz "güven, şeffaflık ve sadakat" ruhu ortadayken; böylesi bir hak ihlalinin ve gizli bir hayatın meşrulaştırılmaya çalışılması ahlaken ve dinen kabul edilebilir mi? (Rumuz: Güven)

33

Önce şunu açıkça belirtmeliyim: “Bu iş caizdir!” diyerek ahkâm kesenler, hakikati gölgelemiş ve meseleyi bütünüyle işlerine geldiği gibi çarpıtmışlardır. Onların arkasına sığındığı argümanlar aslında; “Bir kızın velisinin izni olmadan nikâhı kıyılır mı?” ya da “İkinci bir evlilik için ilk eşin rızası fıkhen şart mıdır?” gibi bambaşka soruların fıkhi cevaplarıdır. Ortadaki gizli saklı, yaralayıcı ve haksız durumu aklamak için fıkhı âdeta bir kalkan olarak kullanmak, en hafif tabirle insafsızlıktır.

Aileden, mevcut eşten ve toplumdan bilinçli bir biçimde saklanan; nikâhın meşruiyet temeli olan “ilanı” fiilen ortadan kaldıran gizli bir ikinci evlilik asla meşru görülemez ve caiz değildir. Bu tür bir birliktelik, fıkhen “nikâh-ı sır” (gizli nikâh) hükmündedir ve zinaya aralanan tehlikeli bir kapıdır. Bu gerçeği şu temel sütunlar üzerinde açıklayabiliriz.

Nikâhın Özü: İşhâr

Nebevi öğreti, nikâhın ilan edilmesini açık ve kesin bir dille teşvik eder. “Nikâhı ilan edin.” emri, bu kutsal müessesenin yegâne omurgasıdır. Nitekim Peygamber Efendimiz şöyle buyurur: “Helal ile haramı birbirinden ayıran şey; nikâhta def çalmak ve nikâhı duyurmaktır.” Meşru bir yuvanın alametifarikası kapalılık ve gizem değil; aksine görünürlük, şeffaflık ve toplumsal bilinirliktir.

Şahitliğin Hikmeti

Sahabe efendilerimizin tavrına baktığımızda, Hz. Ömer’e getirilen bir nikâh örneğinde sadece bir erkek ve bir kadının gizli şahitliğine başvurulmuştu. Hz. Ömer bu tabloyu görünce sert bir dille şöyle çıkışmıştır: “İşte bu gizli nikâhtır ve buna asla cevaz vermeyiz.”

Hz. Ebubekir de taraflarca gizlenme şartı koşularak yapılan nikâh akitlerini geçersiz saymıştır. “Nasıl olsa iki kişi biliyor, teknik olarak yeterlidir.” mantığının, İslam’ın ilk dönemindeki o yüksek ahlaki ruhla bağdaşmadığı ortadadır.

Esasen şahitliğin temel hikmeti; nikâhı şüpheli, töhmet altında ve kapalı bir ilişki olmaktan çıkarıp toplum nezdinde ispat edilebilir, tanınabilir kılmaktır. Bu sebeple iki şahidi sadece teknik bir prosedüre indirgeyip ardından nikâhı mevcut eşten, çocuklardan ve sosyal çevreden saklamak; fıkhın asıl maksadını boşa çıkarıp sadece şeklî bir kılıfı korumaya çalışmaktır.

Çok Eşlilik ve Adalet Şartı

Çok eşlilik meselesinde Kur’an-ı Kerim’in koyduğu sarsılmaz ve aşılması imkânsız şart adalettir. Nisâ suresinin üçüncü ayeti, açık bir biçimde adaletin sağlanamamasından korkulduğu takdirde, tek eşle yetinmeyi emreder. Bir kadını görünürde “eş” statüsünde tutup onu toplum önünde yok saymak, bir sır gibi saklamak, ona meşru bir eşin hak ettiği sosyal itibarı vermeyip hayatını gölgeler ardına mahkûm etmek adalet değildir; ayetin ruhuna taban tabana zıt, açık bir zulümdür.

Eşler arasında adaletin boyutları fıkıh kitaplarımızda uzunca anlatılmıştır. Peygamber Efendimiz, eşleri arasında nöbet uygulaması yapmış, sefere çıkacağında yanında götüreceği eşini kurayla belirlemiş, ilgi ve şefkat açısından hepsine eşit davranmaya titizlik göstermiştir. Eşlerden birine sağlanan ikamet, maddi imkân, hediye ve zaman, diğerine de aynı ölçüde sağlanmalıdır. Eğer bu adalete tam riayet edilemeyecekse Kur’an’ın hükmü nettir: “Eğer adaletli davranamayacağınızdan korkarsanız, o zaman bir tane ile yetinin.” (Nisâ suresi, 4/3)

Çarpıtılan Hakikat

İmam-ı Âzam Ebû Hanîfe’nin “Gizli nikâh, adil şahitler bulunduğunda caizdir.” içtihadı ile bugün toplumda tartışılan “gizli ikinci hayat” trajedisi bambaşka şeylerdir. İmam-ı Âzam; şahitleri tam olan bir akdin arızi, örfi ve geçici sebeplerle dışarıya genişçe duyurulmaması hâlinde otomatik olarak geçersiz olup olmayacağı gibi teknik ve dar bir fıkhi soruyu cevaplamıştır. Oysa bugün vicdanları kanatan toplumsal tablo; bir erkeğin ikinci evliliğini mevcut eşinden, çocuklarından ve toplumdan sistematik, kasıtlı ve ebedi bir biçimde saklaması; kadını fiilen gölgede bırakarak ona meşru bir yuvanın onurunu bahşetmemesidir.

Nikâhın esası işhâr (duyurmak), çok eşliliğin esası ise adalettir. Gizlenen bir ikinci evlilikte ne gerçek bir işhâr vardır ne de adalet. Bu sebeple, böyle bir birliktelik dinen ve ahlaken caiz değildir; meşru bir nikâh kisvesi altına gizlenmiş bir hak ihlali, bir zulüm ve bâtıl bir nikâh-ı sırdır.

Önceki İçerikHz. Musa’nın Annesi
Sonraki İçerikYılın En Dokunaçlı Dostluğu

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen isminizi yazın