
Soru:
Eşimle aramızdaki mesafe giderek artıyor. Yaklaşmak istiyorum ama o hep bir bahane buluyor; “Yorgunum, istemiyorum…” diyor. Kendimi sürekli reddedilmiş gibi hissediyorum. Dinen bu konuda bir hakkım var mı, yoksa sadece sabretmem mi gerekiyor?
(Rumuz: Kırgın)
Cevap:
Sevgili Kırgın, öncelikle bu soruyu sormak, evliliğinizi ciddiye aldığınızı gösteriyor. Ve yaşadığınız kırgınlık, anlaşılabilir bir durum. Bazen mahrem hayatta eşlerden biri daha istekli, diğeri daha çekingen olabilir. Bu durum, istekli olan tarafta “hakkıma giriliyor mu?” sorusunu doğurabilir. Ayetler ışığında bu sorunun cevabını bulmaya çalışalım.
Kur’an-ı Kerim, evliliği yalnızca hukuki bir bağ olarak değil, ruhsal bir sığınak olarak tanımlar. Rum suresi 21. ayette, eşlerin birbirine sığınıp huzur bulacağı bir birliktelikten söz edilir. Tefsir âlimleri bu ifadeyi, cinsel birlikteliği de kapsayacak şekilde ele almışlardır. Yani evlilik, insanı gayrimeşru yollara sürükleyebilecek boşlukları kapatan, onu koruyan bir zemin olarak görülmüştür. Nur suresi 30-31. ayetlerde ise hem erkeklere hem kadınlara gözlerini haramdan sakındırmaları emredilmiştir. Evlilik içindeki sağlıklı ve huzurlu bir birliktelik, bu sakınmanın en güçlü destekçisidir.
Hz. Peygamber bir hadisinde şöyle buyurur: “Bir erkek, haceti için karısını çağırdığında, tandırın başında bile olsa bırakıp kocasına gelsin.” Bu hadis, konunun evlilik açısından ne denli önemli olduğunu ortaya koymaktadır. Ancak hadisi değerlendirirken bağlamını da görmek gerekir: Bu ifade, isteksizliğin daha çok kadın tarafında yaşandığı gerçeğini yansıtmaktadır. Yoksa bu hususta erkeğin hakkı olduğu gibi kadının da hakkı vardır.
Yani bu konu, evlilikte yalnızca bir tarafın hakkı değildir. Makul ve dengeli bir birliktelik, her iki eş için de hem hak hem sorumluluktur. Erkeğin de eşini takatinin üzerinde zorlaması, onun duygusal ve fiziksel sınırlarını görmezden gelmesi doğru değildir.
Peki “Makul Ölçü” Ne Demektir?
Bu sorunun tek bir cevabı yoktur. Her evliliğin ritmi, her çiftin dinamiği farklıdır. Önemli olan, eşlerin bu konuyu birbirleriyle açıkça, incitmeden konuşabilmesidir. Sıklık, zamanlama, beklentiler… Bunlar konuşulabilir, anlaşılabilir meselelerdir.
Ancak şunu net söylemek gerekir: Eşlerden birinin bu alandan tamamen uzak durması, özellikle diğerinin rağbeti varken, ne doğrudur ne de insan fıtratına uygundur. Bu tutum ciddi bir boşluk oluşturur; o boşluk ise zamanla evlilik birliğini sarsabilecek kırılganlıklara zemin hazırlar.
Belki önce anlaşılmak, sonra konuşmak gelir. Eşler arasındaki bu mesafe çoğu zaman tek bir sebebin değil, birikmiş küçük kırılmaların sonucudur. Sabırla, incelikle ve gerekirse bir rehberden destek alarak bu mesafeyi kapatmak mümkündür. Evlilik; sevgi, merhamet ve karşılıklı sorumluluktur. Bu sorumluluk hayatın her alanında olduğu gibi, bu hususta da geçerlidir.


