Gençler Soruyor! Çocuğumuz Olmuyor, Evlat Edinebilir miyiz?

Çocuğumuz Olmuyor, Evlat Edinebilir miyiz?

Kimsesiz bir çocuğa şefkatle sahip çıkmak Hz. Peygamber'in müjdelediği bir fazilettir. Çocuğun nesebini değiştirmek ise hem Kur'an hem de hadislerde açıkça reddedilir.

30

Soru: Yıllardır çocuğumuz olmuyor ve evlat edinmek istiyoruz. İslam’ın bu konudaki hükmü nedir? Evlat edinmenin doğru bir yolu, yöntemi var mı?

(Rumuz: Bekleyen)

Cevap: Yıllarca umutla beklemiş ve ardından yeni bir yola niyet etmişsiniz. Bu yolculuğa çıkmadan aklınızı kurcalayan soruların cevabını ise ayet ve hadisler ışığında birlikte ele alalım. 

İslam, kimsesiz ve bakıma muhtaç çocuklara sahip çıkmayı büyük bir fazilet olarak görür. Ancak evlat edinme meselesinde bazı önemli sınırlar çizer. Kur’an ve sünnet, neyin caiz neyin caiz olmadığını açıkça ortaya koyar. 

Kur’an’da, evlat edinme meselesi doğrudan ele alınır. Ahzab suresi 4. ayette şöyle buyrulur: “Allah evlatlıklarınızı öz oğullarınız kılmamıştır. Bunlar ağızlarınızla söylediğiniz mânâsız sözlerden ibarettir.” Bu ayetin inmesinden önce İslam’ın ilk yıllarında evlat edinme uygulaması vardı ve Hz. Peygamber’in azatlısı Zeyd, “Zeyd ibn Muhammed” olarak anılıyordu. Ayet nazil olunca bu uygulama sona erdi. Bu gerçeği pekiştirmek için Allah, Hz. Peygamber’in daha önce evlatlığı olan Zeyd’in boşadığı kadınla evlenmesini bizzat takdir etmiştir. Ahzab suresi 37. Ayette ise şöyle buyrulur: “Zeyd eşini boşayıp onunla ilişkisini kestikten sonra, biz onu sana nikahladık ki, bundan böyle evlatlıkları, eşleriyle ilişkilerini kestikleri, onları boşadıkları zaman, o kadınlarla evlenmek hususunda müminlere bir güçlük olmasın.” Bu ayet, evlatlık ilişkisinin gerçek bir nesep bağı olmadığını bizzat ilahi irade ile tescil etmektedir. 

Peki bu ne anlama geliyor? İslam, bir çocuğun gerçek nesebinin, yani biyolojik bağının başka birine nisbet edilmesini kabul etmiyor. Yani evlat edinilen çocuğun soyadını, mirasını ve aile bağını yapay olarak yeniden düzenlemek İslami açıdan caiz görülmüyor. Bunun temelinde son derece derin bir adalet anlayışı yatıyor: Her çocuk, kime ait olduğu biliniyorsa o kişiye aittir. Bu hem çocuk için hem de biyolojik ebeveyn için bir haktır. 

Ancak burada çok önemli bir ayrımın altını çizmek gerekiyor. İslam’ın yasakladığı şey, gerçek nesep bağını yok sayarak yapay bir soy ilişkisi kurmaktır. Kimsesiz bir çocuğa sahip çıkmak, onu büyütmek, ona şefkat göstermek ise yalnızca caiz değil, büyük bir fazilettir. Hz. Peygamber bir hadisinde yetimi evinde bulunduran kimsenin cennette kendisiyle birlikte olacağını müjdelemiştir. Bu durum kimsesiz çocuklara sahip çıkmanın İslam’daki yerini açıkça ortaya koyuyor. 

O hâlde dinen doğru yol nedir? Çocuğun nesebini gizlemeden, biyolojik kimliğini koruyarak ona bakmak, onu büyütmek ve yetiştirmek İslam’ın hem onayladığı hem de teşvik ettiği bir yoldur. Buna “koruyucu aile” modeli de denilebilir. Bu modelde çocuğa miras bırakmak fıkhen caiz olmasa da vasiyet ve hibe yoluyla mal edindirme imkânı mevcuttur. 

Bu noktada İslam alimleri pratik bir yol da göstermiştir: İki yaşından küçük çocukların emzirilerek süt mahremiyeti konumuna getirilmesi. Bu yolla aile bağı, nesep gizlenmeksizin dinen tanınan bir zemine oturtulabilmektedir. 

Bunun yanı sıra kimsesiz ve bakıma muhtaç çocukları büyütmek, onlara sahip çıkmak İslam’ın insana verdiği önem ve topluma kazandırma hedefiyle örtüşmektedir. Ancak bunun için bir şart vardır: Büluğ çağından itibaren İslam’ın koyduğu mahremiyet sınırlarına özenle riayet edilmesi gerekmektedir. 

Sonuç olarak İslam, kişinin bir çocuğu “kendi çocuğuymuş gibi” göstermesinin önünde durur. Ama o çocuğa gerçek anlamda anne baba olmayı, onu sevmeyi, korumayı ve yetiştirmeyi hiçbir zaman yasaklamamıştır. Aksine bunu bir sorumluluk olarak görmüştür.

NO COMMENTS

LEAVE A REPLY

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen isminizi yazın