
Soru: Küçük yaşta dinî değerlerle büyüyen bazı kızlar, büyüdüklerinde “çok sıkı yetiştirildim” deyip tam tersi bir hayat tarzına yönelebiliyor. Bu riski azaltmak için çocuklara fazla kısıtlamadan, süslenme ve giyinme konusunda alan açmak doğru olur mu?
Bazen çocuklarımızı korumak isterken fazla sıkabiliyor, bazen de onları özgür bırakırken sınırların kaybolmasına yol açabiliyoruz. Oysa ne tamamen yasakçı bir yaklaşım ne de sınırsız bir serbestlik doğru sonuç verir.
Çocuğu tamamen serbest bıraktığımızda, bu durum kısa sürede bir alışkanlığa dönüşebilir ve onun hayatında öncelik hâline gelebilir. Öte yandan sürekli baskı ve yasaklarla yetişen bir çocuk da kendini yaşıtlarından farklı hisseder, baskılanmış hissiyle tam tersi bir tavır sergileyebilir. Bu noktada ailelerin en büyük sınavı, dengeli bir yaklaşımı koruyabilmektir.
Dinimiz bize bu konuda ölçülü davranmayı tavsiye eder. Çocukların heveslerini kontrollü, güvenli ve meşru alanlarda tatmalarına fırsat vermek sağlıklı bir yöntemdir. Mesela sadece kadınların bulunduğu ortamlarda süslenmesine müsaade etmek veya aile içinde özel günlerde çocuğun kendini ifade etmesine alan açmak bu açıdan faydalı olabilir. Böylece çocuk hem hevesini yaşar hem de dinin sınırlarını aşmamış olur.
Baskı Yerine Sevgi ve Hikmet
Çocukların zaman zaman hata yapması, yanlış tercihlerde bulunması doğaldır. Böyle anlarda ebeveynin tavrı çok belirleyicidir. Hatalar karşısında hemen cezalandırmak çoğu zaman çözüm getirmez, aksine mesafeyi artırır. Sabır, şefkat ve hikmetle yaklaşmak çok daha kalıcı ve etkili bir yöntemdir. Kur’an’ın “Dinde zorlama yoktur.” (Bakara suresi, 2/256) prensibi de bu konuda bize yol gösterir.
Allah resulünün, hurma ağaçlarını taşladığı gerekçesiyle huzuruna getirilen Rafi’ye yaklaşımı çok manidardır. Efendimiz ona sert çıkmak yerine şefkatle, “Yavrum, ağacı niçin taşladın?” diye sorar. Çocuk da “Karnım açtı, yemek için taşladım.” der. Bunun üzerine Allah resulü, “Bir daha ağacı taşlama! Fakat dibine dökülenlerden yiyebilirsin.” buyurur. Ardından çocuğun başını okşar ve dua eder: “Allahım, buna karnını doyuracağı rızık lütfet.” (Ebu Davud, Cihad, 94). Bu yaklaşım bize şunu öğretir: Asıl mesele hatayı cezalandırmak değil; çocuğa sevgiyle doğruyu gösterebilmektir.
Peygamberimiz, ebeveynlere sorumluluklarını hatırlatarak, “Çocuklarınıza değer verin, onlara güzel muamelede bulunun. Bir de güzel terbiye kazandırın.” (Buhari, Cenaiz, 78) buyurmuştur. Bu hadis, çocukların yalnızca temel ihtiyaçlarını karşılamayı değil, onların kalplerini sevgiyle hayra yönlendirmeyi, temiz fıtratlarını korumayı ve geliştirmeyi görev kılar. Yine Peygamber Efendimiz, “İyi muamele bereketi artırır, kötü muamele ise bütün güzellikleri yok eder.” (İbn Mace, Edeb, 3) buyurarak, sevgi ve şefkatle yapılan eğitimin etkisini vurgulamıştır.
Görüldüğü üzere, çocuk yetiştirirken önemli olan nokta baskı ile özgürlük arasında doğru dengeyi bulabilmektir. Çocuğa değer verdiğimizi hissettirmek, onunla güvene dayalı bir ilişki kurmak ve dinî sınırları yumuşak bir dille hatırlatmak, en sağlam eğitim metodudur. Baskıyla kazandırılan davranışlar kalıcı olmaz; ancak sevgiyle yönlendirilen alışkanlıklar benliğe yerleşir ve ömür boyu sürer.
Sonuç olarak, evlatlarımızın heveslerini kontrollü ortamlarda tatmalarına izin vermek, onlara dinî sınırları sevgi ve hikmetle öğretmek ve hataları karşısında cezadan çok anlayışla yaklaşmak hem aile içi huzuru artırır hem de çocuklarımızın inançla bağını sağlamlaştırır. Onlara değer veren, güven ortamı sağlayan ve şefkatle yol gösteren ebeveyn, aslında en büyük terbiyeyi vermiş olur.



















