
Gece, çocuğun cebine yasadışı bir alışkanlık koydular. Harçlık sandı; zehir çıktı. Kimse görmedi, devlet bile. Çocuk şaşırmadı. Çünkü annesi bile onu değil, bataryası bitmeyen bir dünyayı bekliyordu.
Bazı alışkanlıklar vardır; karakol basar gibi girer insanın içine. Oysa bazı kapılar sessiz açılır. Ne gıcırtı çıkarır ne de bir iz bırakır ardında. İnsan, içeri girdiğini fark etmez bile. Önce masumdur: “Bir kereden bir şey olmaz.” Sonra bir kez daha olur. Bir kez daha… Derken insan, kapıyı kapattığını sanırken, içeride kilitli kalmış olduğunu anlar. Bağımlılık da böyledir; çoğu zaman kapıyı çalmadan gelir.
Kimisi maddeye tutunur, kimisi hayale, kimisi insana. Annesine tutunan çocuklar vardır; nefesini bile ayrı alamaz. Çocuğuna tutunan anneler vardır; onsuz hiçbir boşluğu dolduramaz. Yalana, sevgiliye, hazza, bedene, dumana tutunanlar vardır. Hepsi bir penceredir; bakan içeri değil, kendinden dışarı düşer.
Bağımlılık bazen bir şişenin dibinde bekler insanı, bazen bir bakışın içinde. Ama neye tutunursa tutunsun, insan her defasında biraz daha eksilir. Kaçış dediğimiz şey, çoğu zaman korkudan değil, yorgunluktandır. Canı yandığı için kaçar insan. Sesi duyulmadığı için. Yalnız kaldığı için. Sevgisizlikten yorulduğu için. En çok da kendisiyle yalnız kalmaya gücü yetmediği için…
Bağımlılık bir anda çürütmez insanı. Önce sabrı soyar üstünden, sonra merakı sürgüne yollar. En son da iradeyi alır elinden. İrade gidince insan kalır; kalır ama artık yürüyen o değildir, attığı adımlar başkasınındır.
Buraya kadar “gece” konuştu. Şimdi ışığı yakıyorum. Okuyacağınız sayfalarda bağımlılığa suç demediğimizi göreceksiniz. Çünkü çoğu zaman suçtan önce bir “kırılma” gelir. Çoğu insan önce bir yerlerinden çatlar; sonra o çatlağın içine susturucu bir şey yerleştirir. Susturduğunu sanır. Oysa acı, sessiz kalmayı bilmez; vakti gelince daha gür bir sesle geri döner.
Bu ay, parmak sallamak yerine o yaraya bakmak istedik. Yargılamadan. Etiketlemeden. Kaçmadan. Çünkü bazen kurtuluş, yüksek sesle değil, kanayan bir fısıltıyla sürgün verir.
Özgürlük geç bir vakittir, ama umut bazen sabah namazından önce gelir.
















