
Çok uzak yollardan kalkıp geliyordu Peygamber Efendimize. O kadar uzaktı ki, her vaktin namazını mescitte cemaatle kılmak nasip olmuyordu. Geldiğinde geceliyordu Ashâb-ı Suffa ile. Suffe, Mescid-i Nebevi’nin bitişiğinde yoksul ve ilme âşık sahabelerin kaldığı yerdi. Orada kalmak, suffe ehlinden olmak Abdullah’a da nasip oldu. Evi uzaktı ama onun gönlü mescitte, onun gönlü efendisindeydi. Arkada çoluk çocuğunu, eşini, evini bırakıyordu manevi olarak beslenmek, doymak, dolmak için. Âdeta şarj oluyor, sonra Beni Seleme yurdunda ışık taşıyordu. Bildiğini, duyduğunu, gördüğünü anlatıyordu. Anlattıkları, kalpler için toprağa düşen yağmur taneleri gibiydi. Susuz gönüllere abıhayat oluyordu.
Abdullah b. Üneys hem bir talebe hem bir irşat eriydi. Öğreniyor, öğretiyordu. Kullarına her zaman bağışlanma fırsat ve imkânları sunan Rabb’imizdi. Bu sebeple büyük bir bağışlanma mevsimi olan ramazanı yılın içerisine yerleştirmişti. Kadir Gecesi kutsal bir hazine gibi ramazanda gizliydi. Abdullah b. Üneys Kadir Gecesini yakalamak istiyordu ve o gün mutlaka Mescid-i Nebevi’de, huzurda olmalıyım, diyordu. Kadir’in kadrini bilmekti bu. Efendimize gitti. Geceyi ihya edebilmesi için hangi gece gelmesi gerektiğini sordu. Biliyordu elbette son on gün içerisindeydi, tek gecelerdeydi ama gidip gelmeye kalksa muhakkak birini kaçırırdı. Efendimiz ona 23. geceyi tavsiye etti. O gece gelip mescitte kaldı Abdullah.
Cesareti, gözüpekliği, teslimiyeti ile tanınan bir sahabeydi. Âlim ve mücahitti. Efendimizin verdiği vazifeleri tereddüt etmeden ve zorluğuna bakmadan kabul etmişti hayatı boyunca. Ömrü bu güzel örneklerle doluydu.
Bir gün duyuldu ki Medine üzerine yürüme planıyla bir adam etrafında ordu toplamakta, zihinler bulandırıp kalpleri İslam düşmanlığı ile doldurmakta, insanlara zehirli bal dağıtmaktaydı. İnsanlar bala üşüşen sinekler gibi günden güne çoğalmaktaydı. Bir rivayette bu adam Halit b. Süfyan b. Nübeyh, başka bir rivayette ise Süfyan b. Halid’di. Adı değişse de amaçları aynıydı ve aynı tehlike söz konusuydu İslam için. Allah resulü, bu tehlikeyi ortadan kaldırmak için tek bir adam görevlendirdi: Abdullah b. Üneys.
Cesaret timsali sahabe, Allah resulünden düşmanı nasıl tanıyacağını sordu. “Onu gördüğün zaman korkacaksın, biraz çekileceksin, şeytanı hatırlayacaksın.” cevabı verildi. Abdullah, aradığı adamla karşılaşınca gerçekten biraz korktu. Tarifin birebir uyduğunu gördü. Kendisine izin verildiği üzere düşmanın hoşuna gidecek, İslam aleyhinde bile olsa, şeyler söyledi. O kadar beğenildi ki bir anda adamın gözdesi oldu. Abdullah tenhaları gözlüyordu. Herkes içkinin etkisiyle sarhoş olmuş, teker teker köşelerine çekilmişti. Nihayet adamla başbaşaydı. Hemen kılıcını çekti ve işini bitirdi. Hızla uzaklaşıp bir mağaraya sığındı çünkü peşine düşeceklerdi. Karşı tarafın bulma ümidini yitirmesini bekleyip Medine’ye doğru yola çıktı. Huzura vardı. Efendimiz onu görünce “Gözün aydın.” dedi. Sonra da asasını ona hediye etti. “Bunu cennette eline alıp gezeceksin.” buyurdu. Rivayet edilir ki o asa, kahraman sahabi Abdullah b. Üneys’in vaziyeti üzerine onunla birlikte kabre konuldu.



















