
Seyir Defteri
Bir sokağa girdiğimizde gözümüze ilk çarpan şeylerden biridir kapılar. Henüz eşiği atlamadan ev hakkında bir fikir verirler. Rengi, deseni, tokmağı, zili… Hepsi bir şeyler fısıldar. Kimi gösterişlidir, kimisi mütevazı; bazısı neşeli, bazısı oturaklı.
Akdeniz ve Orta Doğu coğrafyalarında kapılar denizin serinliğini çağırır. Fas’ın Şafşavan şehrindeki mavi kapılar, açık renk duvarların arasında bir ışık gibi yansır; geometrik desenler ve ince el işçiliği geçmişi bugüne taşır. Yunan adalarında mimari değişse de kapılar yine aynı dili konuşur: Mavinin dilini.
Doğuya doğru ilerledikçe detaylar daha da derinleşir. İstanbul’un eski ahşap evlerinin kapıları ağırbaşlıdır. Oymalı ahşaplar, demir süslemeler ve iri tokmaklar asırların ihtişamını omuzlarında taşır. Çin’de şans ve uğurun simgesi olan kırmızı, cümle kapılarını süsler.
Hindistan’da kapılar renkle ve hayatla dolup taşar; canlı renkler, çiçekler ve özel günlerde eşiğe çizilen “rangoli” desenleri misafirleri daha içeri girmeden büyüler. Burada kapının kendisi kadar, eşiği de hikâyeye dâhildir.
Japonya’da ise dış dünya ile iç dünyayı ayıran “genkan”, sadeliğin ve hürmetin kapısıdır. Dışarının kargaşasını dışarıda bırakıp içeriye dinginlik taşır.
Kapıların en karakteristik ve sevimli ayrıntıları ise . . .

Moda İkonu

Broşlar Geri Dönüyor
Hepimizin evinde, belirli bir gruba dâhil olamadığı için aynı çekmecede “zorunlu ikamet” eden ufak tefek eşyalar vardır. Bugün onlardan birini, broşları saklandıkları kuytulardan çıkarma zamanı. Sararanı, kararanı, incilisi, çiçeklisi… Hepsini yeniden hak ettikleri yere, kıyafetlerimizin üzerine kondurmaya ne dersiniz?
Broşları yalnızca ceket yakalarına hapsetmek büyük haksızlık. İnce bir fuların iki ucunu onlarla mühürleyebilir, sade bir kazağa bir anda karakter katabilirsiniz. Bir çantanın dokusunda ya da keçe bir şapkanın kenarında bu tatlı detaylara yer açmak mümkün. Yan yana takılan birkaç küçük broş ise zahmetsiz bir dinamizm oluşturur. Sözün özü; broş bir “özel gün aksesuarı” değil, günlük stilinizin en özgün imzasıdır.
Bu sonbaharda özellikle . . .
Gurme

Litvanya Usulü Cepelinai
Litvanya’nın meşhur lezzeti cepelinai, patates hamuruna sarılı kıymalı harçtan oluşan büyük, oval köftelerdir. Geleneksel tarifteki bacon yerine bu versiyonda pastırma veya sucuk kullanıyoruz.
Malzemeler: 6-7 büyük patates, 300 gr. kıyma, 2 küçük soğan, 1 y.k. nişasta, 150 gr. pastırma/sucuk, ekşi krema, tuz, karabiber.
Hazırlanışı: Patateslerin yarısını haşlayıp ezin; diğer yarısını çiğden rendeleyip suyunu iyice sıkın. İkisini nişasta ve tuzla yoğurun. Kıymayı soğan, tuz ve karabiberle harmanlayın. Patates harcından avucunuza alıp ortasına kıymayı koyun ve kapatarak oval şekil verin. Köfteleri kaynayan tuzlu suda 20-25 dakika pişirin. Yanında küçük doğranmış pastırma ve soğanı tavada soteleyin. Pişen cepelinailerin üzerine pastırmalı karışımı ve bolca ekşi kremayı ekleyerek servis edin. Afiyet olsun!
Nereye Gitsek

Kendi Anayasası Olan Mahalle: Užupis
Bir şehrin içinde küçücük bir ülke olduğunu düşünün. Kendi bayrağı, anayasası, cumhurbaşkanı, parlamentosu, hatta kendine özel para birimi bile var! Üstelik ne pasaport gerekiyor ne de vize… Litvanya’nın başkenti Vilnius’ta bulunan Užupis, işte tam olarak böyle bir yer.
Bir zamanlar şehrin en yoksul ve bakımsız köşelerinden biri olan mahalle, 1990’larda sanatçıların buraya yerleşmesiyle kabuk değiştirmeye başlamış. Nihayetinde 1 Nisan 1998’de mahalle sakinleri toplanıp Užupis Cumhuriyeti’ni ilan etmişler. Bağımsızlık günü olarak 1 Nisan’ın seçilmiş olması bile işin arkasındaki tatlı ironiyi özetlemeye yetiyor.
Maddelerle Sınırlanamayan Bir Anayasa
Užupis’in 41 maddelik oldukça sıra dışı bir anayasası var. Paupio Caddesi’ndeki bir duvarda farklı dillerde sergilenen bu metin, bildiğimiz anayasalara hiç benzemiyor. Maddelerde insanın Vilnelė Nehri’nin yanında yaşama, sıcak suya erişme, kışın ısınma ve kiremitli bir çatıya sahip olma hakkından söz ediliyor. Ritim ilerledikçe Užupis’in esprili ruhu daha da görünür oluyor: “İnsan hata yapma hakkına sahiptir.” Kendin olma, sıradan kalma, tembellik etme, hiçbir şey yapmama, sevme hatta sevilmeme hakkı bile anayasada yer alıyor. Kediyi sevme ve ona bakma hakkı tanınırken, köpeklere de doğrudan “köpek olma hakkı” verilmiş. Şüphe etmek, sessiz kalmak, ağlamak, mutlu ya da mutsuz olmak ve yanlış anlaşılmak… Hepsi yasal hak sayılıyor. Bütün bu eğlenceli maddelerin arasında ise oldukça derin bir pusula gizli: “Herkes özgürlüğünden sorumludur.”
Meydandaki Užupis Meleği . . .
Genç Portreler

Furkan Erdoğan: “Yeniden Başlamaktan Korkmadım!”
Merhaba, ben Furkan Erdoğan. Türkiye’de başlayan hayat hikâyem, 14 yaşında lise eğitimi için İstanbul’a gitmemle farklı bir yön kazandı. Lisenin ardından İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne başladığımda, yolumun beni birkaç yıl sonra bambaşka bir ülkeye ve bambaşka bir mesleğe götüreceğini elbette bilmiyordum.
İsveç’e geleli altı yıl oldu. Önce İsveççe öğrendim, ardından üniversite sınavlarına girdim ve İsveç Kraliyet Teknoloji Enstitüsü’nde Elektronik ve Bilgisayar Mühendisliği bölümünü kazandım. Siyaset ve tarihle ilgilenen biri için mühendislik, oldukça farklı bir dünyaydı.
Şimdi mühendislik eğitimimin son dönemindeyim ve profesyonel hayata hazırlanıyorum.
Furkan’ın tavsiyesi: Yeniden başlamak her zaman geriye gitmek değil. Bazen insan, bilmediği bir dilde, hiç düşünmediği bir meslekte ya da yabancısı olduğu bir yerde kendisinin daha önce tanımadığı bir tarafıyla karşılaşıyor. Korkutucu olabilir; ama insanı büyüten yolculuklar da çoğu kez böyle başlıyor.



















