Bir Trenin Penceresinden

4

Seyir Defteri

Hiç tren yolculuğu yaptınız mı? Ama sırf yolun tadını çıkarmak için… Yolda geçireceğimiz vaktin, ulaşmak istediğimiz yerden daha değerli olduğu tek yolculuktur belki de tren yolculuğu. Saati hiç önemsemeden, bir çay ya da kahve eşliğinde camdan dışarı bakarak değişen manzaraları izlemek…

Tren diğer araçlar gibi değildir, çok şey vadeder. Bazen küçük ve eski bir istasyon, bazen dağların arasına sıkışmış bir köy, bazen de göz alabildiğine uzanan günebakan tarlaları… Eğer siz de böyle bir yolculuğun hayalini kuruyorsanız, dünyanın dört bir yanında keşfedilmeyi bekleyen büyüleyici rotalar var.

Glacier Express, İsviçre

İsviçre’yi bu listenin en üst sıralarına koyabiliriz. Özellikle Glacier Express, tren yolculuğunu sevenlerin mutlaka duymuş olduğu rotalardan biri. Zermatt ile St. Moritz arasında yaklaşık sekiz saat süren bu yolculukta, camdan dışarı baktığınızda manzara hiç bitmiyor. Bir bakıyorsunuz karla kaplı dağlar, bir bakıyorsunuz yemyeşil vadiler, küçük dağ köyleri ve eski taş köprüler… Yolculuğun en büyüleyici anlarından biri ise trenin ünlü Landwasser Viyadüğü’nden geçişi. Yüksek taş kemerlerin üzerinden süzülen tren, tünele girerken ortaya etkileyici bir görüntü çıkıyor.

Bernina Express, İtalya

Şimdi rotamızı biraz güneye çevirip İtalya’ya uzanalım. Bernina Express, İsviçre’den başlayıp İtalya’nın Tirano kasabasında son bulan en muhteşem hatlardan biri. Yol boyunca . . .


Moda İkonu

Kombinlerin Gizli Kahramanı

Aynaya bakarken gözünüz en son nereye takılıyor? Kıyafetinizi tamamlayan o son dokunuşa mı, yoksa hep göz ardı edilen küçük detaylara mı? Çoğu zaman fark etmesek de doğru seçilmiş bir kemer, sıradan bir kombini tek bir hamleyle dönüştüren gizli bir kahramandır.

İnce kemerler; uçuşan bir elbisenin, uzun bir gömleğin ya da yüksek belli bir eteğin üzerinde zarif bir imza gibi durur. Daha güçlü ve kararlı bir duruş arayanlar içinse kalın kemerler biçilmiş kaftandır; dümdüz, sade bir elbiseye bile anında karakter ve ritim kazandırır.

Erkek giyiminde ise mesele tam bir denge oyunudur. Kumaş bir pantolonun ağırlığı ile kemerin inceliği arasındaki o hassas ayar tuttuğunda, ortaya çabasız bir şıklık çıkar. İnce ve kaliteli bir deri kemer zamansız bir klasik sunarken, kot pantolonların üzerinde yer bulan daha enli modeller günün rahatlığını tamamlar.

Bir de işin vitrini var elbette: tokalar… Çok büyük ve . . .


Gurme

Bramboráky

Mutfaktan yükselen o tanıdık kokuların peşine takılıp küçük bir lezzet yolculuğuna çıkmaya ne dersiniz? Çekya sokaklarında patates, Bramboráky adıyla bambaşka bir hikâye anlatır. Çıtır dokusuyla bu nefis mücver; demli bir çayın yanına da pazar kahvaltılarına da çok yakışıyor.

Malzemeler: 4 orta boy patates, 2 diş sarımsak, 1 yumurta, 4-5 yemek kaşığı un, 1 çay kaşığı tuz, yarım çay kaşığı karabiber, 1 çay kaşığı kekik, bir tutam maydanoz ve kızartmak için sıvı yağ.

Hazırlanışı: Patatesleri rendeleyip suyunu iyice sıkın. Derin bir kapta ezilmiş sarımsak, yumurta, un, maydanoz ve baharatlarla harmanlayın. Kızgın tavaya harçtan birer kepçe döküp yayarak her iki yüzünü nar gibi kızartın. Kağıt havluda dinlendirip sıcak sıcak, serin bir sarımsaklı yoğurtla servis edin. Afiyet olsun!


Nereye Gitsek

Český Krumlov: Kalede Ayı Beslenen Kasaba

Hayalinizde canlanan o masalsı kale tasvirlerini bir kenara bırakın; çünkü bu defa sizi ezber bozan bir Orta Çağ masalına davet ediyorum. Aşılmaz görünen kalın taş duvarlar, gökyüzüne uzanan yüksek kuleler, geçmişin ayak seslerini yankılatan koridorlar ve elbette kentin etrafını çevreleyen su dolu derin bir hendek… Buraya kadar her şey tanıdık, değil mi? Peki ya o hendeğin içinde asırlardır gerçek ayıların yaşadığını söylesem?

İşte bu sıra dışı kalenin adresi, Çekya’nın güneyinde bir nehir kıvrımına gizlenmiş büyülü kasaba: Český Krumlov. Şehrin simgesi olan kalenin hendeklerinde 16. yüzyıldan beri ayılar ağırlanıyor. Hikâyesi ise oldukça ilginç. 

Zamanında kale yönetimini elinde tutan köklü Rosenberg ailesi, soylarının İtalya’daki ünlü Orsini ailesine dayandığına inanıyormuş. İtalyanca “orso” yani “ayı” kelimesinden mülhem bu soybağını gururla sergilemek isteyen aile, hendeklere ayıları yerleştirmiş ve bu gelenek yüzyılları aşarak günümüze kadar ulaşmış. Bugün kalenin surlarından aşağı baktığınızda, bu sevimli sakinleri kendi alanlarında gezinirken görmek hâlâ mümkün.

Şatoyu gezdikten sonra kendinizi açık havadaki o meşhur döner tiyatroya bırakabilirsiniz. Burada ezberleri bozan bir detay var: Oyunda sahne sabit dururken, izleyicilerin oturduğu devasa tribün yavaşça dönüyor! Ormanın tam kalbinde, her sahnede farklı bir açıya doğru süzülerek oyun izlemek, unutamayacağınız bir seyir deneyimine dönüşüyor.

“Peki, bu masalsı kasabada başka . . .


Genç Portreler

Malmö’de Bir Diş Hekimi

Merhaba, ben Esat Özkan. Hayat serüvenim Ankara’da başladı. Ortaokul ve lise eğitimimi İsveç’te tamamladım. Çevremdeki abi ve ablalarımın bana gösterdiği ilgi ve destek, zamanla bende sorumluluk alma ve insanlara hizmet etme bilincinin gelişmesine vesile oldu.

Diş hekimliğini tercih etmemde iki önemli etken vardı. Birincisi bu mesleğin bana farklı yerlerde insanlara dokunma ve hizmet etme imkânı sunmasıydı. İkincisi ise Peygamber Efendimizin, vefatının eşiğinde dahi diş temizliğine verdiği önemden etkilenmemdi. Bu davranışın diş sağlığının ne kadar kıymetli olduğunu gösteren güzel bir örnek olduğunu düşündüm ve bu alanda insanlara faydalı olmayı hedefledim. Şu anda Malmö Üniversitesi’nde diş hekimliği eğitimimin birinci yılını tamamlamış bulunuyorum.

Esat’ın tavsiyesi: Empati, insanları birbirine bağlayan en güçlü köprülerden biri. Farklı kültürlerden, düşüncelerden insanlarla tanışmak, bu köprüyü kurmanın en güzel yollarından. Herkesi yargılamadan dinleyin, yaşadıklarını anlamaya çalışın. İnsanları ne kadar çok anlamaya çalışırsanız, hayatınız da o kadar zenginleşir.

Önceki İçerikSabır ve müjdenin sembolü: Hz. Sâre
Sonraki İçerikAdımızı Sulara…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen isminizi yazın