Tercihlerimiz Torunlarımızı Etkiler mi?

Genetik miras denilince akla ilk olarak anne ve babamızdan aldığımız genler gelir. Peki ya dedelerimizin yaşadıkları da bizim genetik yapımızı etkileyebilir mi?

26

1944 kışı. İkinci Dünya Savaşı’nın son demlerinde Hollanda’nın batısı, Alman kuşatması altında ağır bir kıtlık yaşadı. İnsanlar hayatta kalmak için lale soğanı ve şeker pancarı yedi. O kışı anne karnında geçiren bebekler doğdu, büyüdü, yaşlandı. Önce çocukları, sonra torunları dünyaya geldi. 

Aradan geçen yıllar içinde bilim insanları bu nesli yakından inceledi. 2015 yılında Leiden, Harvard ve Columbia üniversitelerinin ortaklaşa yürüttüğü araştırma, anne karnında kıtlığa maruz kalanların büyüme ve metabolizma genlerinin onlarca yıl sonra hâlâ çalışmaya devam ettiğine dair izler buldu. 

2024 yılında PNAS dergisinde yayımlanan başka bir çalışma ise bu bulguyu biraz daha ileri taşıdı: Aynı bireylerin biyolojik yaşlanma hızlarının akranlarına kıyasla daha ileri düzeyde olduğu görüldü. Peki, bu insanların DNA’sı değişti mi? Hayır. Peki farklı olan neydi?

Bu sorunun cevabı epigenetiğin kapısını aralıyor. Genlerimizi birer şalter gibi düşünebiliriz. Bu şalterlerin “açık” veya “kapalı” konumda olması, hangi proteinlerin üretileceğini, dolayısıyla vücudumuzun nasıl işleyeceğini belirler. 

Epigenetik ise genetik kodumuz değişmeksizin bu şalterlerin çevresel faktörlerle nasıl kontrol edildiğini inceleyen bilim dalıdır. Bir başka deyişle epigenetik, DNA’mızın üzerine eklenen ve yaşam koşullarımızdan etkilenen bir “ek katman”dır.

Peki bu aktarım yalnızca olumsuz deneyimlere mi özgü? Bilim insanları; açlık, savaş veya şiddet gibi ağır travmaların izlerinin epigenetik yolla çocuklara ve torunlara geçebildiğini öne sürüyor. Bu durum, torunlarda kaygı, depresyon veya çeşitli sağlık sorunlarının daha sık görülmesine neden olabilir.

Ancak epigenetik miras, yalnızca olumsuz etkilerden ibaret değildir. Olumlu çevresel faktörler ve sağlıklı yaşam tarzları da sonraki nesiller üzerinde kalıcı izler bırakabilir. Sağlıklı beslenen, manevi huzurunu koruyan ve iyilikle donanmış bir ruh taşıyan bireylerin çocuklarına ve torunlarına daha olumlu bir epigenetik miras bırakma olasılığı yüksektir. Bu durum bize, yalnızca maddi değil, manevi bir miras bırakmakla da sorumlu olduğumuzu hatırlatır.

Genlerimizdeki Emanet

Epigenetik bilimi, genlerimizin kaderimiz olmadığını, aksine yaşam tarzı seçimlerimizle genetik potansiyelimizi yönlendirebileceğimizi gösteriyor. 

Dedelerimizin zorlu koşullarda hayatta kalma çabalarının epigenetik izleri bizde yaşıyor olsa da bizler de kendi yaşam seçimlerimizle çocuklarımıza daha sağlıklı bir gelecek bırakabiliriz.

İnancımız bize, bu dünyada bahşedilen her şeyin birer emanet olduğunu öğretir. Bedenimiz, aklımız ve sağlığımız da Rabb’imizin bize lütfettiği en kıymetli emanetlerdendir. Bu nedenle hem kendimiz hem gelecek nesiller için; genlerimizin çalışma biçimini olumsuz etkileyen kötü beslenme, stres veya zararlı alışkanlıklardan uzak durmalıyız.

Önceki İçerikKüçük Kareler, Büyük Hikâyeler
Sonraki İçerikDiyalog Kimin İşi?

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen isminizi yazın