
İnsan konuşurken gizler kendini; susarken ele verir. Sözün savaşı kestiğini de bilir, başı kestirdiğini de. Ezber temizdir çünkü. Ama hayat kirli. Kapı kapanır, insan açılır. Dışarıda yabancılar için giyilen ütülü nezaket hırkası, eşikte bırakılır. Ve cumhuriyet kurulur: Çürük Dil Cumhuriyeti.
Yasası yoktur ama yürürlüktedir; küçük ölçekli bir iktidar hevesidir. Her akşam yemeği, gizli bir sıkıyönetim ilanıyla başlar. Burada ele güne saklanan ipek ses telleri koparılır; yerine en sevilenin tenine sürülecek paslı bir sertlik bırakılır.
Bu cumhuriyette soru sorulur: “Tuz nerede?” Ama cevap beklenmez. Soru, tuz için değil, yerini hatırlatmak içindir. Kimse bunu yargıya taşımaz ama herkes bilir: Yakınlık yaralanmaya en açık mesafedir. Ve bu cumhuriyette en ağır darbeler hep o mesafeden, o kontrolsüz dilden gelir. Çünkü içinde çığlık taşıyanın başkasına fısıldayacak mecali yoktur.
Belki de her şeyin çözüldüğü yer burasıdır: Bir evi ayakta tutan sadece sevgi değildir; o sevginin giyindiği dildir. Eğer o dil çürümüşse, geri kalan her şey yavaş yavaş aslına,
o buzdan sessizliğe döner.
Çocuklar sadece kelimeleri öğrenmezler; o sözcüklerin içine saklanmış hoyrat tonu, o gizli şiddeti de miras alırlar. Evin içinde yankılanan her kırgınlık, yıllar sonra başka bir ağızda hastalıklı bir hınç olarak yeniden vücut bulur. Çürük dil, veba gibi damarlara sızar ve trajedi tamamlanır: İktidar nişanesi olarak kurduğunuz o yıllanmış cümleler, evladınızın sesinde bir infaz kararı gibi sizi bulur. Dilinizle kurduğunuz o cumhuriyet, sizi kendi kurşunlarınızla vurur.
Oysa dili bir silah olmaktan çıkaran şey, önce kendi sesini duymaktır. O sesi tanıdığın anda bir şey kırılır. Ve kırılan o şey silah değil, silaha duyulan ihtiyaçtır. Çünkü insan ancak o zaman değişir. Haklılıkla değil, kendi yarası üzerinden başkasının yarasını tanıdığında.
Eşikte bırakılan o hırka ilmek ilmek söküldüğünde, cumhuriyet çöker. Geriye kendi gürültüsünde boğulan bir sessizlik değil, o sesi terbiye etmenin huzuru kalır.Ev, bazen kapanan bir kapı değil, açılan bir yaradır.
İnsan en çok yara aldığı yerden tanınır. Oradan onarılır.

















