
Bir şeyi zor elde ettiğinizde daha mı değerli hissedersiniz? Uzun uğraşlarla kazanılan bir başarı, emek verilerek kurulan bir ilişki ya da zorluklarla ulaşılan bir hedef… Bu durumlar karşısında içimizde çoğu zaman sessiz bir düşünce belirir: “Kolay olan, o kadar da değerli değildir.” Peki gerçekten öyle mi?
Hayatta karşılaştığımız zorlukların hepsi aynı değildir. Hatta bazıları sandığımız kadar “gerçek” bile değildir. Çünkü insan, kimi zaman hayatı kendi tercihleriyle zorlaştırır. Üzerine fazla yük alır, sınırlarını zorlar, basit olanı karmaşık hâle getirir. Bu yüzden zorluk ve kolaylık çoğu zaman mutlak değil, kişiye göre değişen kavramlardır.
Her Omzun Yük Kapasitesi Farklı
Eğitimde “hazır bulunuşluk” denilen bir aşama vardır. Bir bilginin öğrenilebilmesi için, kişinin belli bir seviyeye ulaşmış olması gerekir. Hayat da böyledir. Her insanın taşıyabileceği sorumluluk, yaşadığı tecrübeye ve iç dünyasına göre değişir. Bu yüzden herkes için aynı zorluk, aynı kolaylık geçerli değildir. İnsanın kulluk hayatı da bu dengeyi yansıtır. Kişinin hedefleri büyüdükçe, kendisine yüklediği sorumluluklar da artar. Ancak bu, herkesin aynı ölçüde yük taşıması gerektiği anlamına gelmez.
Peygamber Efendimiz, Allah’a en yakın kul olduğu hâlde, insanlarla ilişkilerinde daima ölçülü ve dengeli bir yol izlemiştir. Kendi ibadetinde derinleşirken, başkalarına karşı kolaylaştırıcı olmuştur. Geceleri uzun uzun ibadet ederken, cemaatle namaz kıldırdığı zaman bir annenin endişelenmemesi için namazı kısa tutması bu dengenin en güzel örneklerinden biridir.
Hayatı Biz mi Zorlaştırıyoruz?
Hayatın bir başka yönü ise, aslında kolay olan pek çok şeyi bizim zorlaştırmamızdır. Bazen tercihlerimiz, sorumluluklarımızdan daha ağır hâle gelir. Örneğin günlük hayatta basit bir ibadeti zorlaştıran şey çoğu zaman dinin kendisi değil, bizim seçimlerimizdir. Ya da . . .




















