
Vakit gece. Bir sessizlik indi şehrin üstüne. Sirenler, ışıklar; bir sis, bir duman. Odalar suskun. Hüzünlü bir beste evlerde. Kapılar, pencereler yalnız. Zamanın yükü kurşun gibi ağır. Kalbimiz güvercin kalbi, çırpınıyor her seste.
Vakit gece. Sirenler yaklaştı niyeyse. Sesler yaklaştı. Kapımız çaldı. Telsizler, çatılmış kaşlar, kapkara silahlar geldi. Soğuk cümleler, buz gibi kimseler doldu içeri. Bağ bozumları, yaprak dökümü, depremler geçti aklımdan. Baktım, birden duruldu babam; gülerdi oysa. O gülüşü kayboldu.
“Şimdi dünya boşlukta yavaş / Sen bütün canlılardan uzaksın yalnızsın / Rüzgâr usandı doruklarda / Dağ çiçekleri uykuya vardı / Ay bacadan aştı uyumaz mısın”
Hatırlıyorum, böyle değildi günler. Acımız yoktu önceden, ağrımız yoktu; sevinçler çoktu. Çocuktum, mutluydum o zaman. İnmemişti kalbime korkunun yükü. Huzurdu günlerim. Hayatı delice sevmiştim. Babam, babam kahramanımdı benim.
“Bir ıslak serinlik yürüdü / Kara sokaklardan içeri / Çıtırdadı durdu bütün gün / Ayaklarının altında bir şeyler / Bütün gün ölüler gibi sustun.” diyor annem. Sustum, duruldum; ırmaktım, düzdeyim, yoruldum. Baba, babacığım, görüyor musun?
Bir rüzgârdın sen; sığmazdın eve; biliyorum. Ev mi küçüldü yoksa dünya mı; sığmıyoruz bizler de. Menekşeler, küpe çiçekleri, sardunyalar kurumuş; balkona çıktık. Kalbimiz buruk, gözlerimiz yağmurlu, anılar her yerde. Babacığım, seni andık yine.
“Şimdi dünya boşlukta yavaş / Sen bütün canlılardan uzaksın yalnızsın / Rüzgâr usandı doruklarda / Dağ çiçekleri uykuya vardı / Ay bacadan aştı uyumaz mısın”
Soldu balkonlar; cam güzeli, begonyalar, orkide. Vedanın hüznü doldu gözlerimize. Gün yavaşça indi tepelerden yine. Geride tatlı bir gülüş kaldı güzelliğinden. Kalbimiz kuşların kalbi; çırpınır, yorgun. Evler, sokaklar, caddeler suskun. Bir ses, bir haber gelmiyor senden.
Babacığım, duyuyor musun?



















