
Sulardan geçtin. Kalbin kaldı orda, gelmez misin? Dönüp dönüp su dersin; Meriç dersin. Bu yollar geçit vermezler niçin? Yağmurlar, yorgun adımlar, gözyaşları; bak, yine sular içindesin.
“Gazellere kar düştü; saçlar ağarıyor şimdilerde. / Bir evim, bir dünyam vardı benim, şimdi nerde? / Güzel günler gelir elbet, dedim, sabret. / Sabret kalbim, bahçelerle, çiçeklerle.”
Hava karardı. Nehre gidiyoruz. Bulutlar geçiyor üstümüzden; ağır. Yağmur yağacak gibi oluyor; bir ışık yanacak gibi. Yıldızlar koşuyor, biz koşuyoruz; korkuyoruz. Birileri görür mü, görmez mi?
“Birikir kederler “kapında kar.. kar..” / Ardında yılların var, yolların var, hatıralar. / Dün resimdi, bugün sim; solar her şey, neylersin. / Alevdir anılar; yaklaşma sakın, yakar.”
Yürüyoruz. Bekir Aras uyudu. Bir ezan duyuldu. Eşim, “Herhâlde bu son ezanımız olur.” diyordu. Dedim, Allah büyük, yine geliriz; öyle deme. Ahmet Esat önde. Mesut üzgün; Zeytin’i düşünüyor. Gidiyoruz, sarılarak ümide.
“Sandın ki rüzgârın dinmez, durmaz gemin. / Yılları birden döktün gözünden demin. / Cilvesi eksik olmaz derler ömrün; gül. / Gül kalbim, gül yüzüm; üzülme artık, sevin.”
Koyu bir karanlık artık; her şey . . .




















