
Mekke sokaklarında bir sessizlik vardı. İlk Müslümanlar, çok ağır baskılar altındaydı. İnançları uğruna mallarından, sevdiklerinden, özgürlüklerinden hatta canlarından vazgeçmişlerdi. Bu zor dönemde Peygamber Efendimizin en büyük destekçileri, eşi Hz. Hatice ve amcası Ebû Tâlib art arda vefat etti. O yıl, tarihe “Hüzün Yılı” olarak geçti.
Mekke’de desteksiz ve yalnız kalan Allah resulü, Mekke yakınlarındaki Tâif şehrine gitti. Orada akrabaları vardı. Belki onların içinde İslam’a kulak verecek birilerini bulabilirdi. Fakat Tâifliler onu hakaret ve alayla karşıladılar. Onu taşa tuttular, mübarek vücudu kanlar içinde kaldı.
İşte bu şartlar altındayken, sebepler neredeyse sükût etmişken Rabb’i ona göklerin kapısını açtı. İsra ve Miraç mucizesi, hem bir teselli hem de manevi yükselişin sembolü olarak gerçekleşti.
İsra: Mescid-i Harâm’dan Mescid-i Aksâ’ya
Kur’an-ı Kerim’de yüce Rabb’imiz şöyle buyurur: “Kulu Muhammed’i bir gece Mescid-i Harâm’dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya yürüten Allah her türlü eksiklikten münezzehtir.” (İsra suresi, 17/1)
Bu mucizevi yolculuğun ilk kısmı olan İsra, peygamberimizin Mekke’deki Mescid-i Harâm’dan Kudüs’teki Mescid-i Aksâ’ya götürülmesidir. Bu seyahat, yeryüzündeki tüm peygamberlerin mirasının Hz. Muhammed’de birleştiğini, onun risaletinin evrenselliğini müjdeleyen bir işaretti.
Miraç: Yedi Kat Göğün Ötesine
Miraç, İsra yolculuğunun göklere açılan ikinci safhasıdır. Peygamber Efendimiz, Burak adlı bir binekle semaya yükselmiştir. Semanın farklı katlarında Hz. Yahya, Hz. İsa, Hz. Yusuf, Hz. İdris, Hz. Harun, Hz. Musa, Hz. İbrahim peygamberlerle buluşmuştur.
Her buluşmada Peygamber Efendimize “Hoş geldin, salih peygamber, salih kardeş!” denmiş, o da aynı selamla karşılık vermiştir. Bu sahneler, nübüvvet zincirinin birliğini ve insanlığın peygamberler aracılığıyla birbirine bağlılığını sembolize eder.
Rivayetlerde bildirildiğine göre Miraç Gecesi’nde Efendimize cennet ve cehennemin hâlleri gösterilmiştir. Cennette Allah’ın razı olduğu kullar için hazırlanan nimetleri, ırmakları, köşkleri müşahede etmiş; cehennemde ise yalancıları, emanete ihanet edenleri, yetim malı yiyenleri, gıybet edenleri, faizcileri ve namazı ihmal edenleri azap içinde görmüştür. Bu tablolar, ümmetine bir uyarı ve öğüt olarak gösterilmiştir.
Yolculuğun zirvesinde, sidretü’l-müntehâ denilen yüce noktaya ulaşmıştır. Hadislerde bu yer, meleklerin bile ötesine geçemediği, ilahi sırların tecelli ettiği bir makam olarak anlatılır. Burada, Cebrail, “Ben buradan öteye geçemem!” diyerek durmuştur. Peygamber Efendimiz ise yalnız başına Rabb’inin huzuruna kabul edilmiştir.
Mekke’de Müslümanlar ağır baskı altındaydı. Hüzün Yılı’nda Hz. Hatice ve Ebû Tâlib’in vefatı Peygamberimizi yalnız bırakmıştı. Tâif yolculuğu hakaret ve taşlamalarla sonuçlandı. İşte bu yalnızlıkta yüce Allah peygamberine gökleri açtı. İsra ve Miraç mucizesi bütün müminler için beş vakit namaz, şefaat-i uzma yetkisi ve Bakara suresinin son iki ayeti gibi ilahi hediyelerle ruhani bir yükseliş ve rehberlik kaynağı oldu.
Miraç Hediyeleri
Miraç Gecesi, aynı zamanda Müslümanlar için üç büyük hediyenin de kaynağıdır:
Namaz: Beş vakit namaz miraçta farz kılınmıştır. Bu müminler için en değerli hediyedir. Namaz, insanı Allah’a bağlayan bir köprü; kalbi dirilten, ruhu arındıran ve günlük telaş içerisinde gönle huzur veren bir ibadettir. Her secde, müminin kendi küçük miracıdır.
Şefaat: Miraçta peygamberimize ümmetinin günahlarının affı için şefaat yetkisi verilmiştir. Efendimiz: “Kıyamet günü ümmetim bana yaklaşacak ve Allah’tan benim şefaatimle af dileyeceklerdir.” buyurmuştur. Bu hediye, Allah’ın merhametinin ve peygamberimizin ümmetine olan sevgisinin bir yansımasıdır. Müminler, peygamberimizin şefaati vesilesiyle Allah’ın bağışlamasına ulaşır. Miraç böylece affedilme hediyesiyle ümmete rahmet kapısını açar.
Bakara suresinin son iki ayeti: Bir kısım müfessirlere göre miraçta peygamberimize verilen bir diğer hediye de Bakara suresinin son iki ayetidir. Bu ayetlerde müminlerin imanının ikrarı, bir çeşit iman tazelemesi vardır. Ayrıca yüce Allah bu ilahi beyanlarda nasıl dua edileceğini de öğretir. Bu bakımdan her akşam yatmadan önce bu iki ayeti okumak Efendimizin sünnetidir. Bu vesileyle kul, Allah’a teslimiyetini pekiştirir, imanını tazeler, dualarını tekrarlar ve günü huzur içerisinde tamamlamak için bir adım atmış olur.

















