
Bir grup genç düşünün. İçinde yaşadıkları toplum başka bir inanca yönelmiş. Onlarsa çevrelerinin aksine Rabb’lerine iman etmişler. Önlerinde kolay bir yol yok: Ya çoğunluğa uyacaklar ya da alıştıkları hayatı geride bırakma pahasına inançlarını koruyacaklar…
Kur’an-ı Kerim onların isimlerini söylemez; dikkat çekici bir kelimeyle anar: “fitye”, yani gençler. Tefsir geleneğinde bu gençlerin isimleri hakkında farklı rivayetler aktarılmıştır. Bu rivayetlerde anılan isimlerden biri de Yemliha’dır. Dolayısıyla Yemliha’yı Kur’an’ın ismen tanıttığı bir şahsiyet olarak değil, Ashâb-ı Kehf’in Kur’an’da övülen duruşunun gelenekte adı korunmuş yüzlerinden biri olarak tanıyoruz.
Kur’an’ın Ashâb-ı Kehf’in özellikle gençliğine dikkat çekmesi düşündürücüdür. Çünkü burada gençlik, iman uğruna tercih yapabilmenin, bedel ödeyebilmenin ve gerektiğinde çoğunluktan ayrılabilmenin sahnesidir.
Fütüvvet
İslam düşüncesinde “fetâ” ve “fütüvvet” kavramları zamanla zengin bir ahlak anlayışının adı hâline gelmiştir. Cesaret, cömertlik, sadakat, edep, merhamet, tevazu ve takva bu anlayışın içinde buluşur.
Fütüvvet, hakikati rahatına tercih etmek, gerektiğinde bedel ödemek, nefsin ve dünyanın çekiciliği karşısında istikametini koruyabilmektir. Ashâb-ı Kehf’in Kur’an’daki duruşu bu açıdan dikkat çekicidir. Onlar güçlerinin yetmediği bir düzeni değiştirememiş ama aynı zamanda o düzenin kendilerini değiştirmesine de izin vermemişlerdir.
Kur’an’da Cenabıhakk’ın kalplerine kuvvet ve metanet verdiği ve onların da ayağa kalkıp şöyle dediğini aktarılır: “Rabb’imiz, göklerin ve yerin Rabb’idir. Ondan başka hiçbir ilaha yönelmeyiz. (Kehf suresi, 18/14)
Mağaraya Giden Tercih
Ashâb-ı Kehf’in mağaraya çekilişi ilk bakışta bir kaçış gibi görünebilir. Oysa Kur’an’ın anlattığı tabloda onlar inançlarını koruyabilmek için toplumlarından ayrılırlar. Bu yalnızca bir mekân değişikliği değildir. Bir tercihtir.
Rahatlık ile inanç arasında, çoğunluğa uymak ile kendi istikametini korumak arasında yapılmış bir tercih… Kur’an’ın övgüyle anlattığı şey de sığındıkları mağara değil, onları o mağaraya götüren imandır. Nitekim gençler mağaraya yönelirken şöyle dua ederler: “Ulu Rabb’imiz! Katından bir rahmet ver ve şu davamızda doğruluk ve muvaffakiyet ihsan eyle bize!” (Kehf suresi, 18/10)
Ellerinden geleni yapmış, sonrasını Allah’a bırakmışlardır. Allah da onların bu yönelişini rahmetiyle karşılamış; kıssalarını asırlar boyunca okunacak bir ibret hâline getirmiştir.
En Güçlü Miras
Yemliha ve arkadaşlarından kalan en güçlü miras belki de budur: İnsan çevresini her zaman değiştiremeyebilir; ama çevresinin kendisini neye dönüştüreceğine karar verebilir. Bugünün genci bir mağaraya sığınmak zorunda olmayabilir. Fakat kabul görme arzusu, çevre baskısı, rahat düşkünlüğü gibi sayısız cazibe arasında kendi istikametini korumak hâlâ zordur.
İşte fütüvvet ruhu tam da burada . . .

Kimdir
Rivayetlerde Ashâb-ı Kehf gençlerinden biri olarak anılan Yemliha iman, cesaret ve fütüvvet ruhunun temsilcisidir.
Kur’an’daki Yeri
Kehf suresinde, isimleri verilmeyen fakat imanları ve cesaretleri övülen Ashâb-ı Kehf gençleri arasında yer alır.
Özellikleri
- İmanı: İnancını baskı ve tehdit karşısında koruması.
- Cesareti: Çoğunluğun yöneldiği yola uymak yerine hakikatin yanında durması.
- Fedakârlığı: İmanını korumak için rahatını ve alıştığı hayatı geride bırakması.
- Fütüvvet ruhu: Gençliğini iman, ahlak ve ideal uğruna verilen bir mücadeleye dönüştürmesi.
- Tevekkülü: Mağaraya sığınırken geleceğini Allah’ın rahmet ve korumasına emanet etmesi.
Aklımızda Bulunsun
Ashâb-ı Kehf’in gençleri bize şunu hatırlatır: Gerçek fütüvvet, çoğunluğa uymak değil, gerektiğinde bedel ödeyerek hakikatin yanında kalabilmektir.


