Kur’an’ı nasıl okumalıyız?

Kur’an’ın sırlarına vakıf olan büyüklerimiz, ona her zaman gerekli saygıyı göstermiş. Kimi Kur’an’ı okurken heyecandan tir tir titrermiş, kimi İlahi beyanı güzel okuma adını sesine ayrı bir davudi ahenk katmış, kimisi de özellikle geceleri onun manevi atmosferine girebilmek arzusuyla için için edeple yanmış… Peki Yüce Kitabımız hakkıyla nasıl okunmalı?

192

CİHANGİR MUTLU

Kur’ân-ı Kerim, Allah’ın kullarına kendisini anlatmak ve yarattıkları olarak onlardan taleplerini bildirmek için gönderdiği bir kitaptır. O, Cenâb-ı Hakk’ın tüm insanlığa ne denli değer verdiğinin bir göstergesidir aslında. Allah bu ‘hitap’ sayesinde kullarını ‘muhatap’ alıyor ve onlarla konuşuyor. Kulun bu fırsatı değerlendirmesi ve Kur’ân’a hazır hale gelmesi için dikkat etmesi gereken birçok husus vardır.

Kur’ân-ı Kerim okumaya başlamadan önce manen hazırlık yapmak gerekir. Yüce Beyan’ın gerçek manasını ancak duyarlı bir kalple okuduğumuzda anlayabiliriz. Nitekim biz O’na bu değeri vermezsek Ezelî Kelam da bize kendini açmaz. Müstesna bir Kur’ân ehli olan Hazreti Osman “Eğer kalbler mânevî kirlerden temiz olsaydı, Kur’ân’ın okunmasına doyum olmazdı.” buyuruyor.

Onu okumaya yaklaşımımızın nasıl olması gerektiğini Hazreti İkrime’nin vahiyle buluştuğu anlarda yaşadıkları bize gösteriyor. O Kelimetullah’ı okumaya her başladığında tir tir titrer. Renkten renge girerek kalbinin daraldığını hisseder. “Bu benim Rabb’imin kelamı, Cenab-ı Hakk’ın sözleri.” der, ardından kendisini toplayarak vakur bir şekilde Kur’ân okumaya devam ederdi.

Maddi temizlik de Kur’ân’a saygımızı göstermesi bakımından önemli. Mushaf’a abdestsiz dokunulmaması, misvakla ya da diş fırçası ile ağzın temizlenmesi, Kur’ân okurken kıyafetlerimizin ve okunacak yerin temiz olması ona muhatap olmak için yerinde davranışlardan.

Kur’ân okurken Allah’a sığın

Cenab-ı Allah, Nahl suresinde; “Kur’ân okuyacağın zaman kovulmuş olan şeytanın şerrinden Allah’a sığın” buyuruyor. Yani İlahi beyanı okurken, şeytanın vereceği her türlü vesveseden, kalbimize atacağı her türlü bulanıklık ve zihnimize getireceği her türlü gölgeden Allah’a sığınmamız gerekiyor. Bu aynı zamanda Allah’ın vahyine bilinçli bir şekilde muhatap olmamız gerektiğini bize hatırlatıyor. Bu bilinç tamamen Allah’a teslimiyet ve her türlü yasak duygu ve düşünceye kalp ve kafamızı kapatmak anlamına da geliyor.

Kur’ân ne zaman okunmalı?

İlahi Beyan’ı okurken zihnin rahat ve öğrenmeye açık olduğu bir zaman dilimini kollamamız tavsiye ediliyor. Bizzat Kur’ân bu vaktin ‘gece’ olduğuna işaret ediyor. Çünkü o anlarda dünya meşgalelerinin uzağında oluyoruz. Ancak, karışıklığa mahal verilmeyecek kadar uyanık olunması da gerekiyor. Peygamber Efendimiz (sav), “Sizden biri geceleyin kalkınca Kur’ân diline dolaşıp ne dediğini anlamamaya başlayınca hemen yatsın.” buyurarak kişinin uyanık ve dinç bulunduğu bir zamanda Kur’ân okumasının önemli olduğuna vurgu yapıyor. Çünkü uykulu veya aşırı yorgun olan bir kimse, Kur’ân’ı eksik veya yanlış okuyabilir. Bazen bir harfi değiştirince tam aksi bir mananın ortaya çıkmasına sebebiyet verebilir.

Kur’ân’ı doğru okumak için…

Kur’ân’ı, Allah’ın Cebrail (as)’a, Cebrail’in İnsanlığın İftihar Tablosu’na veya Efendiler Efendisi’nin, sahabeye okuduğu gibi okumak gerekiyor. Esas olan, onu en güzel bir şekilde okumak için tecvidi ilmî bir disiplin haline getirmek. Kur’ân’ı kaide ve kurallarına uygun şekilde okumak; onu içte duyma, manâ ve muhtevasına vâkıf olma ve derinliklerine nüfuz edebilme kadar önemlidir.

Kur’ân’ı doğru okumak için üç şeye ihtiyaç vardır:

Birincisi; bir fem-i muhsinin (okuyuşu düzgün bir hoca) rahle-i tedrisine oturmaktır. Yani mutlaka işin uzmanından ders almadır.

İkincisi; talim esnasında doğru telaffuz için insanın kendini zorlamasıdır.

Üçüncüsü de; kulak dolgunluğudur. Bu da Kur’ân’ı tekellüfsüz okuyan hâfızları çok dinlemekle mümkündür.

Ayrıca, içinden okuma yerine, Mushaf-ı Şerif’e bakarak tane tane hafifçe sesli okuma da daha makbuldur. Zira bu durumda hafızadan başka, göz ve kulak da işe dâhil olur, onlar da hisselerini alır. Peygamberimiz, “Kur’ân okumayı harflerin hakkını vererek, mânâsını düşünerek ve sesinizi de ona katarak güzelleştirip süsleyiniz.” buyuruyor.

Özetle, Kur’ân’ı, Kur’ân ehli gibi okumak gerekiyor. Bu hususta Elmalılı Hamdi Yazır’a kulak verelim; “Ehl-i Kur’ân, Kur’ân’ı bir eğlence gibi okumaz. Elfâzını (kelimelerini), maânisini (mânâlarını), ahkâmını (hükümlerini) cidden gözete gözete dikkatli, saygılı ve devamlı bir sûrette ve bilmediklerini, anlamadıklarını ehlinden sora sora, hüsn-ü niyetle, temiz kalb, temiz ağızla okurlar. Gelişi güzel, baştankara bir eğlence gibi okumazlar. Şarkı, gazel, roman, hikâye yerine koyamazlar. Kemâl-i hürmet ve edeple okurlar.”

Önce meal mi tefsir mi okumalı?

İlahî Nur, anlaşılabilir, net ve açık dille konuşan bir Kitaptır hiç kuşkusuz. Onun dili olan Arapçayı bilmeyen, dahası kutsal hitabı anlayacak donanıma sahip olmayan bizler için O’nun anlamını idrak etmek mümkün görünmüyor. Bu sebeple ayetlerin manasını anlamak için meallere, muhtevasına kavram için de tefsirlere başvurmak zorundayız.

Meal, Kur’ân’ın kelimesi kelimesine tercümesi olmayıp, çok kısa bir tefsiri durumundadır. Meali düşünerek okuyarak, kutsal kitabımızın mesajına toplu ve yaklaşık olarak ulaşabiliriz. Meali böyle bir dikkatle okuma, Kur’ân’a ve onu gönderen Allah’a karşı gerekli bir görevdir. Çünkü Kur’ân’ı gönderen Rabbimiz, onu okumayı emrettiği gibi, anlamlarını düşünmeyi de istemiştir. Bir ayet-i kerimede Allah: “Biz sana kutlu, feyizli bir kitap indirdik ki insanlar onun ayetlerini iyice düşünsünler ve akıl sahipleri olanlar ondan dersler ve ibretler çıkarsınlar.” (Sad, 29) buyuruyor.

Kur’ân bir sefer okunup kenara konulacak bir kitap olmadığı için onun mealinin tamamını da günlere yayarak okumalıyız. Daha sonra mealin tekrar tekrar okunması gerekiyor. Zira Yüce Beyan’ın en büyük özelliği okudukça kendini açıyor olmasıdır. Kişinin meali okuduktan sonra aklına takılan hususlar olduğunda tefsire başvurması lazım. Tefsire müracaat ettikten sonra hâlâ kafasında soru işaretleri varsa bu kez yine bir uzmana danışması gerekir. Yani ilk yapacağımız şey, Kur’ân-ı Mucizü’l Beyan’ın mealini ardından tefsirini okumak. Kur’ân’ın en başta gelen tefsiri yine bizzat Kur’ân’ın kendisidir. Bediüzzaman Said Nursî’nin bu konuda önemli bir tespiti var:

Her ayetin diğer ayetlere bakan bir yüzü, bakan bir gözü vardır. Bazen bir ayeti anlamak Kur’ân’ın tamamını anlamayı gerektirebilir.”

Önceki İçerikNedir bilir misin Kadir Gecesi?
Sonraki İçerikTüketim Çılgınlığına Bir Es; Minimalizm

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen isminizi yazın