Kur’an’ın Genç Yiğidi: Hz.Yuşa

Bir vakit Musa, genç yardımcısına: "Durup dinlenmeyeceğim." demişti. "Ta ki iki denizin birleştiği yere varacağım. Varamazsam senelerce yürümeye devam edeceğim." (Kehf suresi, 18/60)

251

Hoca, ağabey, muallim, rehber ve en yakın dost… Bu vasıflar Hz. Musa’nın şahsında tecelli eden; aslında tüm peygamberlerin ortak mirası olan kutsal emanetlerdir. Bugün; Medine semalarında yankılanan Hz. Âişe’nin iffeti, Hira dönüşü Hz. Hatice’nin sarmalayan vefası, Medyen su başında Hz. Safura’nın edebi ve Nil kıyısında kardeşini sessizce takip eden ablası “Bir Başka Meryem”in feraseti gibi, Kur’an’ın satır aralarında bize göz kırpan bir gençten söz edeceğiz. 

Her çağın; imanını vefasından, gücünü sabrından alan genç bekçileri vardır. Kur’an bu genci Kehf suresinde tek bir kelimeyle anlatır: Fetâ. Yani yiğit, mert, idealist ve özü sözü bir genç… Kur’an’da ismi açıkça zikredilmese de, sahih rivayetler ve tefsir kaynakları bu ismin bize Hz. Yuşa (Yuşa b. Nun) olduğunu bildirir.

Hz. Musa, ilahi bir işaretle “iki denizin birleştiği yere” doğru uzun bir yolculuğa niyetlendiğinde, yanında yalnızca bir kişi vardı: Hz. Yuşa. Hocasıyla gönül bağı kurmuş bir talebe, davasına omuz veren bir sırdaş…

Onunla yol arkadaşlığı yapmak, peygamberlik yolunun ateşiyle sınanmayı göze almak demekti. Manevi yakınlık, büyük sorumluluklar ve çetin imtihanlar gerektirirdi. Hz. Yuşa bu yakınlığın vebalini bilerek yürüyordu.

Yol uzundu, menzili çoktu, geçidi yoktu, yollar çetindi… Kur’an bu seyahatin her anını anlatmaz; fakat o sessiz karelerden Hz. Yuşa’nın azığa ve yola gösterdiği titizliği hissederiz. Ne var ki mola verdikleri kayanın dibinde, yanlarına aldıkları balık canlanıp denizde yolunu bulur. Hz. Yuşa bunu fark ettiğinde, durumu insani bir mahcubiyetle Hz. Musa’ya açar. “Onu hatırlamamı bana ancak şeytan unutturdu.” diyerek öz eleştiri yapar.

Kaderin Cilvesi

Burada zarif bir incelik vardır: Kur’an, balığın unutulması hadisesini yalnızca Hz. Yuşa’ya yüklemez. Ayetlerdeki zamirler “ikisi unuttular” şeklinde çoğuldur. Hz. Musa ve Hz. Yuşa, aynı arayışın içinde âdeta tek bir vücut gibi anlatılır. Hata da sevap da “biz”in içinde erir. Tıpkı Nil kıyısında kardeşinin sandığını takip eden Meryem’in omuzlarındaki sessiz sorumluluk gibi… Ruhlar böylesine kenetlenmeden o sarp yokuşlar nasıl aşılabilir?

Hz. Yuşa; vefanın, sabrın ve hikmetin temsilcisidir. Genç yaşına rağmen gönlü aydınlıktır. Hocasına olan hürmeti, yalnızca bir öğrenci öğretmen ilişkisi değil; hakikate giden yolda bir yol arkadaşlığıdır.

Hz. Musa’nın dizinin dibinde yetişen bu genç, yıllar sonra İsrailoğulları’na rehberlik edecek ve mukaddes topraklara girişi müjdeleyen lider olacaktır. O gün henüz gençtir; fakat meşalenin ilk kıvılcımlarını bu yolculukta toplamaktadır. Tıpkı Hz. Safura’nın Hz. Musa’daki “gücü ve güveni” fark etmesi gibi, Hz. Yuşa da bu seyahatte kendi içindeki istikamet tohumlarını yeşertmektedir.

Kur’an’ın bu satırlarında, o kayanın yanındaki mola yerinde biz de yerimizi alalım. O gencin mahcubiyetine ortak olalım. “Üzülme yiğit genç!” diyelim; “Bu unutkanlık, aslında aradığınız o büyük hikmetle buluşmanın kapısıdır.”


Kimdir

Hz. Yuşa, Hz. Musa’nın rahle-i tedrisinden geçmiş en yakın talebesi, yardımcısı ve ondan sonra İsrailoğulları’na rehberlik etmiş bir liderdir. Hz. Yusuf’un soyundan gelip Efrayim kabilesine mensup olan bu kutlu genç, Hz. Musa’nın yanında ilahi hikmeti öğrenmiş; onunla birlikte “iki denizin birleştiği yere” yapılan o gizemli yolculuk gibi pek çok mühim hadiseye tanıklık etmiştir. Yuşa Peygamber; adaleti, cesareti ve tam teslimiyetiyle tanınan bir “Fetâ” (yiğit genç) timsalidir. Onun asıl mirası, bıraktığı sarsılmaz sadakat örneğidir.


Kur’an’daki Yeri

Kehf suresinin 60–64. ayetlerinde, ismi açıkça geçmese de “fetâ” (genç, yiğit) sıfatıyla zikredilir.


Özellikleri

  • Vefası: Hz. Musa’ya en zorlu yolculuklarda sessiz bir güç olarak eşlik etmesi.
  • Edebi: Hatayı (balığın unutulmasını) üstlenip mahcubiyetle hareket etmesi.
  • Zekâsı: Yolun ayrıntılarına ve ilahî işaretlere (balığın canlanması gibi) dikkat etmesi.
  • Sabrı: Nereye varacağı belirsiz, yorucu bir yolculukta şikâyet etmeden, metanetle hocasının yanında durması.
  • Sadakati: Davanın selameti için konforundan vazgeçip geri durmaması.

Aklımızda Bulunsun

Hz. Yuşa hocasına karşı bir talebenin nasıl olması gerektiğini bize hatırlatır. Hz. Yuşa bize gösteriyor ki, gençlik imanla diri kalan bir ruhtur.

Önceki İçerikYanımızda Olmasalar da Bizimle Olanlara!
Sonraki İçerikGurbette Bayram:  Eksik Ama Daha Derin!

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen isminizi yazın