
Sırtım dağdır benim; yani Tur Abdin. Tur Abdin: Kulların Dağı; toprak kokar yağmurdan sonra. Her gün, her an bıkmadan güneşlenir. Bense düşlerimi nakşederim bakıra. Şahmeran çizerim mesela; tâcı yakut. Güvercinler, geyikler, gülden desenler ya da. Ve bir de tavus, tel tel kabarmış; benzetirim zümrüde, elmasa.
Bir imge ya da bir kıssadır işim. Bir masal ya da masalcı gibiyim. Tepsiler, ibrikler, cezveler, süsler, bir görsen, sen de sevebilirsin. Bilir misin, bin yıllar gelir geçer içimden; ipekler geçer, fincanlar geçer; baharat kokar her yer. Limanlar, pazarlar şenlenir; ben ağlarım. Bana Mezopotamya diyebilirsin. Dicle’dir, Fırat’tır, gözyaşlarım sel olmuştur tufandan sonra. Duamdır; sevinçli günleri beklerim.
İşte ben burada her gün, hayalimle, düşümle; gecemle, gündüzümle, yazım, kışımla; aklımla, kalbimle, tırnağımla, dişimle işlerim bakırı. Bakır, düşlerimdir benim. Sabahtır; tepelerden ümitle yükselir güneş. Çıkarım kapıdan, yürürüm ağır aksak; geçmiştir yorgunluğu dünün. Gerçi, omzumda yılların yükü, o geçmemiştir henüz. Ama sağım ben, yaşıyorum işte; ölmedim. Elimde nâri, önümde levha, başındayım örsün.
Bakırı, tuncu, kalayı. Kara kılçık, ak kılçık buğdayı. Ekmeği, hamuru, sütü, yağı. Ölümü, düğünü, halayı. Tarihten binlerce sayfayı. Öğütme taşını sonra, öğütme taşını. Gözüyle kaşıyla o şahmeran başını, her gün usanmadan ince ince çizerim ben. Dedim ya, ibrik, leğen, cezve, ışıl ışıl bir tepsi. Hepsinde benden bir iz, benden bir desen. Bir şiir, bir beste, bir masal gibi, hepsini bırakırım yarına.

















