
Sabah uyanınca aklınıza ilk gelen ne olur? Günün rızkı mı, yarının kaygısı mı, yoksa yıllar sonrasının hayalleri mi? İnsan çoğu zaman bugünü tam anlamıyla yaşamadan, yarının endişesiyle oyalanır. Peygamber Efendimiz bu duruma işaret ederek şöyle buyurmuştur: “İnsanoğlu ihtiyarlasa da iki şeyde genç kalır: Mal sevgisi ve tuliemel.” (Buhârî, Rikak, 5)
Demek ki gelecek kaygısı ve tükenmeyen arzular insanın fıtratında yer alır. Ancak bu duygular yönlendirilmezse, kalbi kemiren bir kurt gibi sessizce insanı aşındırır ve ark etmeden onu yanlış yollara sürükler. Hayat, bu arzuları fark edip bilinçle yönetebilmekle, kaygıyı umut ve hazırlığa dönüştürebilmekle ilgilidir.
İnsanoğlu geleceğini düşünmeden yaşayamaz. Rızkını, sağlığını, evladını, işini… Hep bir sonraki günü hesap eder. Bu kaygı ölçülü olduğunda, gayret ve tedbiri doğurur. Ama sınırı aştığında kişiyi yıpratır, hırsa dönüşür.
Kur’an’da bu hakikat şöyle ifade edilir: “Şeytan, sizi fakirlikle korkutur (Yoksul düşeceğinizi söyleyerek, sadaka vermekten uzak durmanızı ister.) ve size, çirkinliği ve hayâsızlığı emreder.” (Bakara suresi, 2/268). “Ya yetmezse ya elimden alınırsa ya hastalanırsam…” gibi korkularda aşırıya kaçmak kişiyi cimriliğe, hasede, nefrete ve hırsa ve dolayısıyla günaha, kötülüğe ve/veya suça sürükler.
Fıtri Bir Duygu
İstikbal endişesi ve tuliemel, insanın yaratılışında vardır. Çünkü insan ebediyet için yaratılmıştır; daima sonsuzluğu arzular, ileriye bakar. Ne var ki bu yöneliş yalnızca dünyaya kilitlendiğinde ruh daralır, kalp katılaşır, nefis doyumsuzlaşır.
Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: “İnsanoğlunun bir vadi dolusu malı olsa, mutlaka ikinciyi ister. Onun gözünü topraktan başka bir şey doyurmaz. Ve Allah, tövbe edenlerin tövbesini kabul eder.” (Buhârî, Rikak, 10)
Dünyanın arzuları bitmez, çoğu ele de geçmez zaten. Ele geçse bile kalbi tatmin etmez. Ama bu duygu ebediyete yöneldiğinde insana olgunluk ve huzur kazandırır.
Kalbi Ahirete Çevirmek
Fıtri arzularımızı doğru yöne çevirmek mümkündür; mesele, kalbi bilinçle yönlendirmektir. Bunun yollarından biri tefekkür ve muhasebedir: Her gün “Bugün Rabb’im için ne yaptım?” diye sormak, kalbi dünyaya esir olmaktan kurtarır ve dikkati sürekli dışa değil, içe çevirir.
Bir diğer araç ise sık sık ölümü hatırlamaktır: “Her nefis ölümü tadacaktır.” ayeti (Âl-i İmrân suresi, 3/185) hayatın kırılganlığını ve geçiciliğini hatırlatır. Ölümü düşünen kişi, dünyevi kaygıların ne kadar küçük ve geçici olduğunu fark eder.
Hastane ve kabir ziyaretleri de benzer bir işlev görür. Hastaneler, insanın kırılganlığını ve acizliğini gözler önüne sererken; kabristanlar, dünyanın faniliğini sessiz ama derin bir şekilde öğretir. Bu küçük ritüeller, kalbi ölüme ve ahirete yönlendirirken, yaşamın değerini ve anlamını yeniden hatırlatır.
Tuliemel Nedir?
Sözlükte, “sonu gelmez arzu”, “tükenmez hırs” ve “tamah” gibi anlamlara gelir. Terim olarak insanın dünya hayatını sonsuzmuş gibi görerek, ahireti unutturacak kadar uzun vadeli planlara dalması, o şekilde yaşamasıdır. Tuliemel, ölümü unutturur, gafleti besler. Peygamber Efendimiz: “Akıllı kişi, nefsini hesaba çekerek ona hâkim olur ve ölüm sonrası için hazırlık yapar. Aciz ve zayıf kişi ise arzularının peşinden sürüklenir, kurtuluş için Allah’tan yalnızca dileklerde bulunur ve bunun yeterli olduğunu sanır.” buyurmuştur. (Tirmizî, Kıyâmet, 25)



















