
Yusuf Ünal |
Güneş, bayram günlerinde de diğer günlerde doğduğu gibi doğar. Rüzgâr yine eskisi gibi eser. Sular bildiği üzere akar. Biz yine acıkır, susar, uyur ve uyanırız. Görünüşe göre bayramda da hayat alışageldiğimiz üzere akıp gidiyor gibidir. Gelgelelim inananlar için bayram günlerini sıradanlıktan çıkaran, çok özel kılan bir şeyler vardır. O şeylerden dolayı bayramları iple çekeriz. Bayram günlerini diğer günlerden ayıran şeyler üzerine hiç düşündünüz mü? Gelin bir de birlikte düşünelim…
Hem Ramazan Bayramı hem de Kurban Bayramı, Islam’ın şeairindendir. Bu nedenle bayram günlerine özel bir önem vermek, o günleri diğer günlerden farklı geçirmeye çalışmak ve bunun için önceden bazı hazırlıklar yapmak çok faziletlidir. Çünkü bayram için yapılan hazırlıklar, bayrama duyulan hürmetin ve Allah’ın kıymet verdiği bu günlere verilen değerin bir göstergesidir. Nitekim Hac suresinin 32. ayetinde şöyle buyrulur: “Kim Allah’ın şeairini tazim ederse, şüphe yok ki bu, kalplerin takvasındandır.”
Bayram günleri, ilahi ihsanlar bakımından Allah katında çok ayrıcalıklı bir yere sahiptir. Bu ihsanlardan tam anlamıyla istifade edebilmek ve bu özel günlerden eli boş çıkmamak için bizlerin bir rehbere, bir yol göstericiye ihtiyacı vardır. Her konuda olduğu gibi bayram günlerini nasıl geçireceğimiz konusunda da biz Müslümanların rehberi, kuşkusuz Hz. Muhammed’dir. Peygamber Efendimiz bayramları nasıl geçirmişse biz de öyle geçirmeyi hedeflemeliyiz. Bunun için de onun bayramlarda neler yaptığını öğrenmeliyiz.
Sünnetle Taçlanan Güzellik
Peygamber Efendimiz, bayram sabahlarında gusül abdesti alır, güzel kokular sürünür ve en güzel elbiselerini giyerdi. Bayram namazını kılmak üzere, dilinde tekbirlerle yürüye yürüye Gamâme denilen yere gider ve orada, açık alandaki namazgâhta ashabına bayram namazını kıldırırdı. Bayram namazına kadın erkek, genç yaşlı herkesin katılmasını ister, kimsenin bu bereketli günlerin feyzinden mahrum kalmasına gönlü razı olmazdı.
Namaz bitiminde, Müslümanlarla bayramlaşır ve bu sefer farklı bir yol kullanarak, dilinde tekbir ve tehlillerle evine dönerdi. Kurban Bayramı’nda ise eve dönmeden önce, namazgâha yakın bir yerde kendi elleriyle kurbanını keser, eti üçe böler ve her hak sahibinin hakkını yerine ulaştırırdı. Kurban telaşı bittikten sonra ashabından bazılarını yanına alarak ümmetiyle bayramlaşmaya çıkar, ev ziyaretleri yapardı.
Neşe Vakitleri
Bayram günleri, sevinç ve neşe günleridir. Bu sevinci ve neşeyi toplumun her kesimine yaymak için oynanan oyunlar, yapılan yarışmalar ve icra edilen müzikler önemli bir yer tutar. Peygamber Efendimizin, bayram günlerinde, meşru daireyi aşmayacak şekilde eğlenceler düzenlenmesini teşvik eden beyan ve tavırları vardır.Nitekim, sahabeden İyâz b. Amr el-Eş’arî bayramda uğradığı bir şehirde bayramın diğer günler gibi sıradan geçtiğine, oyun ve eğlenceler düzenlenmediğine şahit olunca, alışık olmadığı bu durum karşısında şöyle demiştir: “Neden Peygamber Efendimizin huzurunda kız ve erkek çocuklarının çalgılar eşliğinde oynadığı gibi sizin de oyunlar oynadığınızı göremiyorum?” (İbn Mâce, İkâmetü’s-Salavât, 163) Çünkü ona göre bayramlarda eğlenmek, Allah resulünün bir sünnetiydi. (Beyhakî, es-Sünenü’l-Kübrâ, 10/366)
Bayramın Sessiz Hikmeti
Bayram günleri, bir yandan yüce Allah’ın nimetlerinden istifade edip memnun olunacak, diğer yandan ise ona en fazla şükredilecek günlerdir. Peygamber Efendimiz, bayram günlerinde tekbir (Allahü ekber), tehlil (Lâ ilâhe illallah) ve tahmidlerin (Elhamdulillah) çoğaltılmasını istemiştir. (Şevkânî, 3/354; Dârekutnî, 2/49) Bu yüzden, Kurban Bayramı’nın arefesinden başlayarak dördüncü günün ikindi namazına kadar tüm farz namazlardan sonra teşrik tekbirleri getirmek vaciptir.
Peygamber Efendimiz, bayram gecelerini de ibadetle geçirmiş ve şöyle buyurarak ümmetine de bunu tavsiye etmiştir: “Kim Ramazan Bayramı ve Kurban Bayramı gecelerini, karşılığını sadece Allah’tan bekleyerek (namaz, dua ve zikirle) ihya ederse, kalplerin öldüğü günde onun kalbi ölmez.” (İbn Mâce, Zekât, 68)



















