Siz Hiç Damdan Düştünüz mü?

Bir yanında avcı, bir yanında aslan… New York'taki bir camide anlatılan ceylan kıssasıyla açılan Gazelle, göçmenliğin sıkışmışlığını bağırmadan, seyircinin aklına saygı duyarak anlatıyor.

0

Divan şiirinin zengin mazmun dünyasında ceylan, “âhû” ve “gazâl” adlarıyla sevgilinin gözlerini, ürkekliğini ve tarif edilmez güzelliğini anlatan en tanıdık imgelerden biridir. Âşık bazen bu ahunun peşindeki avcı, bazen de aşkın elinden yaralanmış başka bir ceylan olarak çıkar karşımıza.

Gazel kelimesi doğrudan ceylandan gelmez; fakat ceylan, klasik aşk şiirinin hayal dünyasında öylesine güçlü bir yere sahiptir ki gazel ile ceylan yüzyıllardır aynı çağrışım ikliminde dolaşır. Sevgilinin gözünde, ürkekliğinde, erişilmezliğinde sık sık bir ceylan belirir. Bu yüzden Gazelle (Ceylan) adı da daha ilk anda kadim şiirin aşk ve yara diline açılan bir kapı olur.

Nadir Sarıbacak’ın başrolünü üstlendiği, Samy Pioneer ile yönettiği ve Ayhan Hülagü ile senaryosunu kaleme aldığı Gazelle de bir ceylan hikâyesiyle açılır. Camide imamın anlattığı hikâyede, doğum yapmak üzere olan bir ceylan, avcı ile aslan arasında sıkışıp kalır. Film ise bu ceylanı, romantik aşkın değil, Yakup’un kendi doğruları ile içinde bulunduğu dünyanın sertliği arasındaki sıkışmışlığının imgesine dönüştürür.

Hikâye, arkası yarın gibi tam burada kesilir ve kendimizi Yakup’un çaresizliğiyle baş başa buluruz. Derme çatma bir restoranın mutfağında, telefonun küçücük ekranından kızına piyano çalmayı öğreten müzik öğretmeni bir baba
çıkar karşımıza.

“Kardeş” diyen yabancıların arasında, sanki ait olmadığı bir resme iliştirilmiş bir adamdır Yakup. Farklı milletlerden göçmenlerin çalıştığı Ammi’nin restoranı, zamanla küçük bir sığınak gibi işlev görür. Mutfakta birlikte çalışan, derme çatma bir yatakhanede yan yana uyuyan bu adamlar, kilometrelerce uzaktaki ailelerinden daha çok birbirlerini görür; ister istemez bağ kurarlar. 

Paylaştıkları kısa ama . . .


Bir ceylanın iki tehlike arasında sıkışıp kalışıyla başlayan Gazelle, göçmenliğin yalnızlığını, çaresizliğini ve bitmek bilmeyen bekleyişlerini anlatıyor. 

Bir Sınırdan Ötekine

Bir yandan gündelik hayatta ayakta kalmaya ve işinin sorumluluklarını yerine getirmeye çalışırken, bir yandan da avukat görüşmeleri ve göçmenlik süreciyle uğraşmaya başlar. 

Eşi ve biricik kızına aile birleşimiyle birkaç ay içinde kavuşacağını sanırken, sürecin yıllar sürebileceği gerçeğiyle Amerika rüyasından uyanır. Hikâyedeki ceylan gibi avcıdan kaçarken bu kez kendisini aslanın, yani insan kaçakçılarının karşısında bulur. Kendi hâlinde bir müzik öğretmeninin mahalle dizisi kıvamındaki sade hayatı, bir anda mafya dizisine döner. 

Yüzüne kapanan kapılar, onu görmek istemeyen insanlar, fiziksel yorgunluk, uykusuzluk, yabancı bir coğrafyada yol yordam bilmemenin tedirginliği ve ailesinden uzak olmanın yalnızlığı arasında ona en çok, kısmen aynı dili konuştuğu eski öğrencisi Adem destek olur. 

Yakup öylesine çaresizdir ki Hz. Musa’nın Kasas suresindeki duası tam da onun hâline denk düşer: “Rabbim! Bana göndereceğin her hayra muhtacım.” (Kasas, 28/24) Adem onun kabını ancak biraz doldurabilir; Hızır olmasa da hiç değilse yoldaş olur.

Peki Hikâyedeki Ceylana Ne Olur?

Filmin görsel olarak en etkileyici sahnelerinden birinde öğreniriz hikâyenin sonunu. İmam ceylanın sıkışmışlığını anlattıkça Yakup’un zihninde . . .

Önceki İçerikHer Gece Birlikte Olmak Zorunda mıyım?
Sonraki İçerik​Anahtar Deliği

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen isminizi yazın