Bir vefa abidesi: Hz. Hatice

245

Mekke’nin buğulu ikliminde yıllarca tefekkürün zirvesinde olan Hz. Muhammed, Hira Mağarası’nda vahyin ilk soluğunu aldığında, insanlığın kaderini değiştirecek bir yolculuk başlamıştı. Bu başlangıç aynı zamanda ağır bir yük ve heyecanla gelen bir sarsıntıydı. Göklerin sırlarıyla buluşan bir kul, beşerî varlığıyla ürpermiş, üzerine yüklenen vazifenin ağırlığıyla ilk anda sarsılmış, yeni görevin heyecanıyla evine döndüğünde, sığınacak bir yer aramış ve vefalı eşine “Beni örtün, beni örtün!” diye içini açmıştı. 

İşte o anda, Allah resulünün en büyük desteği, hayat arkadaşı Hz. Hatice oldu. O, sarsıntı içindeki eşinin üstünü örttü, gönlünü teskin etti. Bu tablo, Müzzemmil ve Müddessir surelerinde işaret edilen “örtülme” ve “kalkıp uyarma” çağrılarının aile içindeki yankısını hatırlatır. Efendimiz sufi bir vakar ve eşsiz bir sadakatle yanında duran eşi Hz. Hatice’nin hep desteğini görmüştü. 

Hz. Hatice, sarsılmaz bir güvenle eşine şöyle seslendi: “Allah’a yemin ederim ki Allah seni asla mahcup etmez, utandırmaz. Allah seni koruyacaktır.”

Daha sonra Hz. Hatice, Allah resulünü şu sözlerle teskin etti: “Çünkü sen, akrabanı görür, gözetirsin, sözün doğrusunu söylersin, emanete sahip çıkarsın, kendi işini görmekten aciz olanlara yardım edersin, fakire verir, kimsenin kazandıramayacağını kazandırırsın, misafiri ağırlarsın, musibet ve felaket zamanlarında halka yardım edersin. Dahası, iyi huylu ve güzel ahlaklısın da.” (Müslim, İman, 252)

Bu sözler, yalnızca bir teselli değil; aslında Peygamber Efendimizin geçmiş ve gelecek hayatının özeti, peygamberliğin temel ahlakının ilk şahitliğiydi. Hz. Hatice sadece bir eş değil; aynı zamanda ilk mümin, ilk tasdik eden, ilk güç veren kişiydi. Zorluk günlerinde malını, gönlünü ve tüm varlığını ortak davalarının emrine sundu. Mekke’nin baskısına, alaylarına, zulmüne karşı eşinin yanında sabırla, vakar ve metanetle durdu. İlk iman eden kadın olmanın ötesinde, “ilk destek” ve “ilk vefa” abidesi olarak da tarihe geçti.

Özellikle boykot dönemindeki fedakârlığı ve mazlum kardeşleri için çözüm üretmesi, yeğenlerini kullanarak boykotu kırmaya çalışması ve desteği tarihe altın harflerle yazılacak destansı bir fedakârlıktır. Fedakârlığını, bu dönemde ruhunun ufkuna yürüyerek taçlandırır.

Hz. Hatice’nin feraseti de dikkat çekicidir, buna fetanet eteklerinde firaset desek daha doğru olacaktır. O, eşinin yaşadığı tecrübeyi hemen dönemin bilgi ve görgü sahibi kimselerinden Varaka b. Nevfel’e götürdü, ondan fikir aldı. Bu adım hem vahyin doğruluğunu teyit ettirdi hem de Peygamberimizin gönlüne bir sükûnet verdi. Hz. Hatice’nin bu incelerden ince yönlendirmesi, onun derin sezgisinin ve sağlam iradesinin bir göstergesiydi.

Kur’an, onun ismini zikretmez; fakat Müzzemmil ve Müddessir surelerindeki gelen ilk vahyin Efendimiz üzerindeki etkilerini yansıtan sahneler, eşini koruyup kollayan Hz. Hatice’nin sessiz, fakat sarsılmaz desteğini işaret eder. Onun sadakati, Allah resulünün kalbine kuvvet, davasına ise sebat kazandırdı. Hz. Hatice’nin hayatından alınıp asırlar boyu hatırlanacak olan ders şudur: İman, sadece ferdî bir tecrübe değil; aynı zamanda aile ikliminde filizlenen, oradan topluma yayılan bir nurdur.


Kimdir

Peygamberimizin eşi, ilk mümin, vahyin inişinde huzur ve destek kaynağı olan yüce şahsiyet.


Kur’an’daki Yeri

Müddessir ve Müzzemmil surelerinde dolaylı olarak, Peygamberimize verdiği destek vesilesiyle hatırlatılır.


Özellikleri

Sadakati: Eşine her koşulda destek oldu.

İmanı: Vahyin doğruluğunu ilk o tasdik etti.

Teskin ediciliği: Efendimizi korku ve sarsıntı anında yatıştırıp sakinleştirdi.

Dirayeti: Mekke’nin bütün baskısına rağmen her zaman sabırlı davrandı.

Fedakârlığı: Maddi imkânlarını davasının hizmetine sundu.

Feraseti: Efendimizin peygamberliğini kalbiyle ilk o sezdi.


Aklımızda Bulunsun 

Bir davanın kalbinde sadakat, ruhunda güven vardır. Bu iki manevi dayanak olmadan hiçbir dava ayakta kalamaz.

Önceki İçerik“Hasılı”
Sonraki İçerikHiçbir Şey Almaz Mıyız Mazimizden?

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen isminizi yazın