Aç Ellerini…

59

Gökyüzü öyle güzel, öyle mavi. Bir geniş kubbedir örtüyor garipleri. Bir kara toprak, bir taze mezar, yeni kazılmış. Bembeyaz bir mermer, yazılmış: Yeni. Güller açılmış pespembe, kırmızı, ruhâni güller. Gözyaşıyla ıslanmışlar, iyi mi?

“Tıpkı rüyâlarda olduğu gibi diril, gel! / Beyaz atının üzerinde bir sabah erken; / Gözlerim kapalı, rûhumda seni süzerken / Tıpkı rüyâlarda olduğu gibi diril, gel!”

Varsın ağlasın takvimler, “Yâr-ı vefâdârım ağlasın.” Ağlayanlar bir gün güler; varsın her yeri sarsın gece. Ey kalbim, ağla sen de mum gibi sessizce; ağladığın kadarsın. “Gitme ey yolcu, berâber oturup ağlaşalım: / Elemim bir yüreğin kârı değil, paylaşalım. / Ne yapıp ye’simi kahreyleyeyim, bilmem ki?”

Aç ellerini. Gökyüzü öyle geniş, öyle güzel, öyle mavi. Bulutlar akıyor ötelere düş gibi. Serin serviler altında birkaç mezar; biri yeni. Selâlar biter, yâsînler başlar; vakit uzar. Gurbetlik ağlatır garipleri.

“Vefâsız yurd! Öz evlâdın için olsun, vefâ yok mu? / Neden kalbin kararmış? Bin ocaktan bir ziyâ yok mu?/ İlâhî kimsesizlikten bunaldım, âşinâ yok mu? / Vatansız, hânümansız bir garîbim… Mültecâ yok mu? / Bütün yokluk mu her yer? Bâri bir “Yok!” der sadâ yok mu?”

Bir kara toprak, birkaç taze mezar; sonsuza açılır pencereleri. Serin serviler altında selâlar, yâsînler ve gülleri. Bir bahçedir bu yer, hisset onu kalbinde. Öyle hüzün, öyle huzur, öyle manevî.

Önceki İçerikÇocuğunuzu, Kendi Çocukluğunuzdan Koruyabiliyor Musunuz?
Sonraki İçerikİyiliğin En Pofuduk Hâli

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen isminizi yazın