
Tecessüs hakkında konuşmaya pek hakkım yok. Çocukken kapıları severdim. Açık olanları değil, kapalı olanları. Bir de koridorları. Koridorlar bana salonlardan daha dürüst gelirdi. Salon konuktu, koridor ev sahibi.
Misafir olduğumuz evlerde tuvalete gidip dönmem gereğinden uzun sürerdi. Annem seslenirdi: “Kayıp mı oldun kara kuzum?” Kaybolmazdım. Oyalanırdım. Kapı kollarına bakardım. Duvara yaslanmış ütü masalarına… Sararmış fotoğraflara. Ev terliklerine. Badana artıklarına.
Bir de diş fırçalarına. Nedense en çok onlara. Ezilmiş olanlara. Kılları yana yatmış olanlara. Sapı ısırılmış olanlara. Hiç kullanılmamış gibi duranlara.
Bir insan hakkında en çok şeyi diş fırçasının bildiğini sanırdım. Kimin aceleci olduğunu. Kimin inatçı olduğunu. Kimin uykulu uykulu gezdiğini. Kimin hiçbir şeyi yarım bırakmadığını. Kimin âşık olduğunu. Kimin her sabah evden koşarak çıktığını… Elbette diş fırçalarının bir şey bildiği yoktu. Ama ben öyle sanıyordum.
Şimdi dönüp bakınca şunu fark ediyorum: İnsanları anlamadan önce eşyalarını anlamaya çalışmışım ben. Anahtarlıklarını. Saatlerini. Çay bardaklarını…
Sonra bir yerde soru değişti. Meraktan fazlası karıştı işin içine. Ne zaman olduğunu hatırlamıyorum. Ama bir süre sonra kapı koluna değil, kapının ardına bakmaya başlıyor insan. Göz, fark etmeden anahtar deliğinin hizasına iniyor.
Bir sessizliği uzun uzun dinliyor. Kendisine anlatılmayan hikâyelerin peşine düşüyor.
Eskiden bütün kapılar bana aynı görünürdü. Açılanlar da açılmayanlar da. Yaşım ilerledikçe her kapının aynı sebeple kapanmadığını öğrendim. Bazıları dışarıdakini içeri almamak için kapanırdı. Bazıları içeridekini dışarı çıkarmamak için. Aradaki fark
bir ömür ama bunu geç
öğreniyor insan.
Bugün çocukluğumun o evlerini hatırlıyorum. En çok hangi köşenin kullanıldığını söyleyen halıları. Gazoz kapağı batırılıp mıknatısa tutturulmuş sabunları. Kaç kişinin eve girip çıktığını gösteren kapı kollarını. Ama en çok da açamadığım kapıları.
O kapıların ardında ne vardı bilmiyorum. Belki hiçbir şey. Belki de merakımı yıllarca ayakta tutan buydu. Çünkü bazı soruların cevabı yoktur. Bazılarının cevabı vardır da bize düşmez. İnsan bunu büyüdükçe öğreniyor.
Yine de itiraf edeyim: Bir koridordan geçerken yarı aralık bir kapı görmek hâlâ dikkatimi çekiyor. Fakat artık açmak istemiyorum. Orada olduğunu bilmek yetiyor. Kapıların ardında sırlar aramıyorum. Ama hâlâ bazı geceler, yıllar önce gördüğüm o diş fırçalarını hatırlıyorum. Bir çekmeceye atılmış, bir taşınmada kaybolmuş, çoktan çöpe gitmiş olanları.
Gariptir.
İnsanları unuttum.
Evleri unuttum.
Ama o diş fırçaları kaldı.

















