Dünya Elimizde mi, Kalbimizde mi?

Sahip olduğumuz konfor hayatımızı kolaylaştıran bir araç mı, yoksa ruhumuzu esir alan bir pranga mı?

25

Endülüs sokaklarında, portakal ağaçları ve göğe uzanan servilerin arasında yürürken iki duygu çarpıştı içimde. 786’da temeli atılan Kurtuba Camii’nin sadeliği kalbimi farklı bir huzurla doldururken, 14. yüzyılın şatafatını taşıyan Elhamra Sarayı’nın göz kamaştıran bahçelerinde ise iç burkan, ağır bir şeyler vardı. Aralarında mimari ve sosyolojik olarak altı asırlık bir ruh evrimi olan bu iki yapıdaki derin farkı düşünürken kendime şu soruyu sordum: Acaba biz de evlerimizden sokaklarımıza kadar, manasını yitirmiş bir “Elhamra illüzyonu” içinde mi kayboluyoruz?

Medeniyetlerin Eceli 

Endülüs’te sadelikten gösterişe evrilen insani kırılmayı, o şatafatın göbeğinde yaşarken insanlığın önüne bir manifesto olarak koyan bir isim var: İbn Haldun.

İbn Haldun, 1362 yılında Elhamra’nın eşsiz bahçelerinde yürürken aslında Mukaddime’de kavramsallaştıracağı o meşhur “tavırlar teorisini” canlı bir laboratuvarda okuyordu. Ona göre devletler beş aşamalı bir ömre sahipti; sadelikle kurulan bir medeniyet, refahın zirvesinden geçerek en nihayetinde lüks ve israfın getirdiği o kaçınılmaz “çöküş” dönemine evrilirdi. Çünkü bu süreçte tüm nimetler elden çıkıp sinsice kalbe yerleşirdi. Bu kırılma noktasında, devletlerin beka arayışı, insanın dünyadaki en büyük varoluşsal yanılgısıyla çarpışır: geçici olanı ebedi sanmak.

Eşyanın Hakikati

Oysa hakikat, asırlar önce Hz. İbrahim’in gökyüzündeki yıldızlara, aya ve güneşe bakıp o sarsıcı tespiti yapmasıyla mühürlenmişti: “Ben batanları sevmem.” Elhamra’nın batan güneş altında kızıla boyanan duvarları da günümüz insanının sığındığı tüm o lüks ve konforlu limanlar da bir gün batmaya mahkûm. Fakat insanoğlu, eşyanın hakikatini çoğu zaman ıskalıyor.

Muhyiddin İbnü’l-Arabî’nin eserindeki tasavvufi niyaz ise tam olarak bu körlüğü gidermeye yönelik: “Allah’ım, bana eşyanın hakikatini olduğu gibi göster.” Eşyanın hakikatini, yani onun bir gün mutlaka yok olacağını bilen bir kalp için dünya nimetleri; yalnızca altında biraz soluklanılacak, şükrü eda edilip geçilecek bir ağaç gölgesi gibidir.

Nimetin kalbe girmemesi ve eşyanın hakikatine sadakat, en berrak şekliyle Hz. Ebubekir’de tezahür ediyor. O, önüne konan bir bardak tatlı ve soğuk su karşısında dünyanın kalbini istila etme ihtimali ve korkusuyla hıçkırıklara boğuluyor.

Zahidin Kalbi

Kalbin bir bardak sudan bile ürpermesi, tam bir züht hâlidir. Hakiki zühde ulaşmış bir zahidin kulaklarında her an Nisâ suresindeki o ilahi beyan yankılanır: “Dünya metaı ne de olsa azdır; ahiret ise takva ehli için mahz-ı hayırdır.” (Nisâ suresi, 4/77)

Yine Kur’an, Kasas suresiyle şu sarsıcı düsturu öğütler: “Allah’ın sana verdiği her şeyde ahiret yurdunu ara; bu arada dünyadan da nasibini unutma!” (Kasas suresi, 28/77)

Hakiki zahit; mal ve mülk eline geçtiğinde sevinç çığlıkları atmadığı gibi, o imkânlar elinden kayıp gittiğinde de kalbi acımayan, içi sızlamayan insandır. Çünkü bilir ki elden çıkan sadece maddedir; kalbe girmemiş olan bir şeyin gidişi ise ruhu asla incitmez.

Hz. Mevlânâ, Mesnevî’sinde zahiddeki bu hassas dengeyi şu veciz sözlerle anlatır: “Dünya nedir? Allah’tan gafil olmaktır; yoksa kumaş, gümüş, evlat ve kadın değildir. Eğer dünya malını Hak rızası için omuzlarsan, bak onun hakkında Allah Resûlü ne buyurur: ‘Salih bir insan için helal mal ne güzeldir!’ Unutma ki geminin içindeki su geminin helakine sebep olurken, geminin altındaki su onun hareketine vesiledir.”

Gönül Teknesi

Ne dünyevi imkânlar ne zenginlik ne de makam zühde mânidir. Elverir ki insan, eşya üzerindeki iradi hâkimiyetini korusun ve onların mahkûmu olmasın. Bugün modern hayatın bize sunduğu o konforlu hayatı tecrübe ederken kendimize şu soruyu sık sık sormamız gerekir: Elimizdeki bu muazzam nimetler, hayat gemimizi menzile taşıyan ve hareketimize vesile olan birer su mu; yoksa kalbimizi rehavetle doldurup bizi sinsice derinliklere batıran birer sızıntı mı?

Önceki İçerikDaha Anlatacaklarım Var!
Sonraki İçerikApple’dan Büyük Hamle: Siri Nihayet Akıllandı

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen isminizi yazın