“Bana Yapılanları Unutmak İstemiyorum. Bu Günah mı?”

Affetmek, yaşananı silmek değil; acının kalbi esir almasına izin vermemektir. İnsanın asıl imtihanı bazen tam da burada başlar.

134

Soru: “21 yaşındayım. Yedi yıl babasız kaldım. Meriç’ten geçerken çocukluğumu geride bıraktım sanki. Şimdi başka bir ülkedeyim ama içimde o günlerin ağırlığı var. Unutursam haksızlık normalleşecek gibi geliyor. Çevremdeki herkes “affet, unut” diyor. Ama ben unutmak istemiyorum. Unutmamak günah mı? Affetmemek kalbimi karartır mı?”
(Rumuz: Babasız Kaldım)

Cevap:

Sevgili kızım,
Önce şunu bil: Unutamamak günah değildir. İnsan kalbi bir hafıza mekânıdır. Yaşadıkların zihninde ve ruhunda iz bırakmışsa bu senin zayıflığın değil, insan oluşundur.

Allah insana hafıza vermiştir. Hafıza sadece güzel anıları saklamak için değil, acıyı anlamlandırmak için de vardır. Kur’ân’da zulüm anlatılır, imtihanlar anlatılır, peygamberlerin yaşadığı haksızlıklar anlatılır. Demek ki hatırlamak başlı başına bir problem değildir.

Asıl soru şudur: Hatırlamak seni neye dönüştürüyor?

Unutmamak iki farklı yola açılabilir.

Birincisi, kalbi katılaştıran hatırlama biçimidir. Sürekli öfkeyi besleyen, insanı içine kapatan, herkese karşı güvensizlik üreten bir hatırlama… Bu, insanın ruhunu ağırlaştırır. Çünkü acı, işlenmediğinde içte sertleşir.

İkincisi ise bilinçli hatırlamadır. Yaşananları inkâr etmeden ama onların seni zehirlemesine izin vermeden hatırlamak. “Evet, bu oldu” diyebilmek. “Canım yandı” diyebilmek. Ama buradan bir anlam üretmeye çalışmak.

Affetmek ile unutmak aynı şey değildir. İslam affı teşvik eder; hafızasızlığı değil. Affetmek, yaşananı silmek değil; o olayın seni esir almasına izin vermemektir.

Sen beş yıl babasız kaldın. Bu bir eksikliktir. Bu bir yaradır. Yarayı yok saymak iyileştirmez. Ama sürekli kanatmak da iyileştirmez.

Belki şu ayrımı yapmak sana iyi gelebilir:

Unutmak istememen normal.

Ama öfkeye tutunmak zorunda değilsin.

Bir başka hassas nokta da şudur: Bazen gençler affederlerse haksızlığı meşrulaştırmış olacaklarını düşünürler. Oysa affetmek, adalet talebinden vazgeçmek değildir. Affetmek, kalbin intikam yükünü taşımayı bırakmasıdır.

Senin yaşadıkların küçümsenemez. Göç, ayrılık, belirsizlik… Bunlar insanın güven duygusunu sarsar. Hayata tutunmakta zorlanman, iman zayıflığı değil; travmanın doğal bir sonucudur. Bu yüzden kendine karşı merhametli olman gerekir.

Şunu da bilmelisin: Allah kulundan duygusuz olmasını istemez. Öfke de bir duygudur. Hüzün de. Kırgınlık da. Günah olan duygu değil; o duygunun seni adaletsizliğe sürüklemesidir.

Belki sen şu aşamada “unutmak istemiyorum” derken aslında şunu söylüyorsun:

“Yaşananların bir anlamı olsun istiyorum.”

“Acım görülmüş olsun istiyorum.”

“Babamın yokluğu sıradan bir olay gibi geçmesin istiyorum.”

Bu çok insani bir talep.

Ama hayatın bir yerinde şu soruyla karşılaşacaksın:

“Bu hatıra beni kim yapıyor?”

Eğer seni daha merhametli, daha adaletli, başkalarının acısına daha duyarlı birine dönüştürüyorsa; o zaman acın boşa gitmemiştir.

Ama seni hayattan koparıyor, herkese kapatıyor ve umudu söndürüyorsa; o zaman bu yükü tek başına taşıman gerekmez.

Belki de asıl mesele unutmak ya da unutmamak değil.

Asıl mesele, acıyla nasıl yaşayacağını öğrenmek.

Ve şunu unutma: Allah mazlumun gözyaşını görmezden gelmez. Senin yaşadıkların, ilahî terazide kaybolmuş değildir. İlâhî adalet bazen dünyada görünür, bazen ahirette tecelli eder. Ama asla yok sayılmaz.

Kalbinin kararmasından korkman bile onun hâlâ diri olduğunu gösterir.

Unutmak istememen günah değil.

Ama kalbini karartmana izin vermek yazık olur.

Belki bugün yapabileceğin en cesur şey şudur:

“Yaşadım, canım yandı, ama buradan bir iyilik çıkaracağım” diyebilmek.

İyileşmek zamana bağlıdır.

Affetmek bir süreçtir.

Hatıralar silinmez ama şekil değiştirebilir.

Ve sen, yaşadıklarından daha büyüksün.

Önceki İçerikBabam/Annem Gibi Biriyle Evlenmek İstemiyorum!
Sonraki İçerikTrilyonluk yarış!

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen isminizi yazın