
Soru: Kayınvalide ve kayınpederin İslam’da anne ve baba hükmünde olduğu ifade ediliyor. Bu, kayınvalide ve kayınpederimize karşı da kendi anne ve babamız gibi davranmamız mı gerektiği anlamına mı geliyor? Özellikle kadınlar için oldukça zorlayıcı olabilecek olan bu konuda dinimizin kesin bir hükmü var mı?
Kayınvalide ve kayınpeder, kişinin kendi annesi babası gibidir ifadesi, fıkıh literatüründe esasen mahremiyet bağlamında değerlendirilir. Ancak bu mahremiyet, onlara öz anne baba gibi davranmak farzdır, anlamına gelmez. Özellikle birlikte yaşama, hastalıkta bakma, ev işlerine yardım etme gibi davranışlar hem örf hem de bireysel tercihlerin şekillendirdiği alanlardır. Din bu noktada genel prensipler koyar; her detayda tek tip bir yaşam tarzı emretmez. Şunu da unutmamak gerekir: Klasik fıkıh hükümleri kendi tarihsel ve sosyolojik bağlamı içinde değerlendirilmelidir. Örneğin, “Kadın çocuğunu emzirmek zorunda değildir; emzirmek istemezse koca sütanne bulmakla yükümlüdür.” şeklindeki hüküm, köleliğin ve sınıfsal ayrımın geçerli olduğu bir dünyaya hitap eder. Günümüzde bu hükmü evrensel geçerliliği olan mutlak bir buyruk gibi okumak yanlış olur.
Örfün Belirleyiciliği
Örf, yani toplumun yazılı olmayan ama yaygın biçimde kabul gören alışkanlıkları, birçok meselede bağlayıcılık gücüne sahiptir. Kayınvalide ve kayınpederle ilişkilerde de bu bağlamda örf belirleyici bir rol oynayabilir.
Fıkhi çerçevede kadın ya da erkek, eşinin anne babasına bakmakla yükümlü değildir. Fakat yaşanılan toplumda, örneğin Anadolu’da ya da Güney Asya toplumlarında, gelinin kayınvalidesine bakması veya ev işlerinde yardımcı olması gibi beklentiler örfi olarak yerleşmişse; bu beklentilerden kaçınmak isteyen bireylerin evlilik öncesinde bu konuları açıkça ifade etmesi gerekir. Aksi hâlde bu mesele evliliğin sağlıklı bir zeminde ilerlemesinin önünde engel teşkil edecektir. Zira bir toplumda aksi konuşulmadıkça genelin uyguladığı, örf açısından geçerli yaygın uygulamalara göre ilişkilerin şekilleneceği varsayılabilir.
Örneğin bazı bölgelerde “Mutfağı ve yatak odasını kız tarafı, diğer eşyaları erkek tarafı alır.” şeklindeki yazısız kurallar geçerli kabul edilebilir ve aksi konuşulmadığı müddetçe tarafların buna göre hareket edeceği düşünülür. Benzer şekilde kayınvalideye gösterilecek yakınlık, ev içi sorumluluklar ve bakım ilişkileri de çoğu zaman örfen şekillenir.
İslam’ın öğrettiği temel prensiplerden biri, kişinin anne ve babasına ihsan ile muamele etmesidir. Bu sadece nezaketle sınırlı olmayan, ihtiyaç hâlinde maddi destekle de tamamlanması gereken bir yükümlülüktür. Ancak bu yükümlülük ne aynı evde yaşamayı ne de sürekli fiziksel yakınlığı dinen zorunlu kılar. Zira ihsanda bulunmak emredilmiştir fakat iyiliğin biçimi koşullara göre değişiklik gösterebilir.
Elbette sabırlı olmak, alttan alabilmek, tahammül edebilmek yüce ahlakın işaretleridir. Ve elbette en kıymetli sadakanın en yakınlara verilen olduğu gibi, en büyük tahammül de en yakınlara gösterilen tahammüldür; fakat bu sabır, bir farz yahut vacip değildir. Zorunluluk değil erdemdir. Onurlu bir davranış biçimidir ama yokluğu günah sayılmaz.
Sonuç olarak kayınvalide ve kayınpeder mahremiyet açısından bireyin öz anne babası gibidir. Fakat miras hukuku da dahil olmak üzere diğer şeri alanlarda böyle bir eşitlik söz konusu değildir. Dolayısıyla bir kimse, kayınvalidesine ya da kayınpederine bakmakla fıkhi anlamda yükümlü değildir. Bu ne farzdır ne de vacip. Ancak yaşanılan toplumun örfü böyle bir sorumluluğu bireylerden bekliyor olabilir. Ve bu örften tamamen kaçmak her zaman mümkün olmayabilir.
















