
Hafızamız, sandığımız kadar sadık bir dost değil. Hatta bazen farkında olmadan en büyük ihaneti o yapıyor: Gerçeği değiştiriyor! Psikolojide “sahte anı” (false memory) olarak tanımlanan bu olgu, zihnimizin bize oynadığı bir oyun. Gerçekte yaşanmamış ya da başka türlü olmuş olayları, zihnimizin yeniden kurgulamasıyla yanlış biçimde hatırlayabiliyoruz.
İlk başta korkutucu gibi geliyor bu fikir. İnsan kendi gördüğüne, kendi duyduğuna, kendi yaşadığına inanmayacak da kime, neye inanacak? Kendi hafızamız bile bizi yanıltıyorsa, nasıl devam edeceğiz hayata?
Aslında tam da böyle: Yanılarak! Zihnimizin, yeri geldiğinde sahte anılar üreterek yapmaya çalıştığı tek bir şey var: Bizi hayatta tutmak. Gerçek çok acı verici olduğunda, ona “küçük” dokunuşlar yaparak kendince bizi korumaya çalışıyor. Hele ki dışarıda fırtınaların koptuğu bir çevrede büyüdüysek, sahte anılar bize hiç hissettirmeden örtüveriyor üstümüzü, camları sıkı sıkı kapatıyor. Çünkü bazen geçmişi olduğu şekliyle değil hatırladığımız hâliyle yaşamak daha kolay oluyor.
İsveçli yazar Alex Schulman’ın Hayatta Kalanlar romanı, bu puslu alanlara adım atıyor. Üç erkek kardeşin, annelerinin ölümünden sonra çocukluk yazlarını geçirdikleri göl evine ve geçmişte açılan yaralara dönüşüne eşlik ediyoruz kitap boyunca.
Romanın kurgusu, iki farklı zaman akışı üzerinden ilerliyor. Biri günümüzde yaşanan bir 24 saati sondan başa doğru akıtırken diğeri de geçmişten günümüze doğru geliyor ve kahramanlarımızın çocukluk dönemini anlatıyor.
Aynı evde, aynı ailede büyüyen bu üç adamın her biri, hayatta kalabilmek için farklı bir savunma geliştirmiş. Birinin öfkesi, birinin kaçışı, birinin sessizliği onları bu yaşa getirmiş. Schulman’ın en etkileyici tarafı, bütün bu duyguları incelikle aktarması. Bağırmıyor, dramatize etmiyor. Arka kapağında yer alan bir alıntıda dendiği gibi; Hayatta Kalanlar, “Işıl ışıl, akıldan çıkmayacak, unutulmaz bir roman.”
Hayatta Kalanlar
Yazar: Alex Schulman
Orijinal Adı: Överlevarna
Çevirmen: Nuray Zeynep Tamer
Timaş Yayınları | 224 Sayfa
Satırdan Sahneye
Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok, savaşın “kahramanlık” kisvesini paramparça eden bir başyapıt. Roman, I. Dünya Savaşı’nda cepheye gönderilen genç bir askerin gözünden, savaşın anlamsızlığını anlatıyor. Kitabın 2022 tarihli film uyarlaması ise görsel olarak etkileyici, duygusal olarak yıkıcı. Kitap da film de insanı uzun süre susturuyor.
Ne Var Ne Yok?
Deniz Yüce Başarır’ın sunduğu Ben Okurum podcasti, edebiyat sohbetlerini sevenler için biçilmiş kaftan. Her bölümde bir kitap, bir yazar ve okumanın hayatla kurduğu bağ, derinlikli bir dille ele alınıyor. 100’ü aşkın bölümü yayımlanan podcastin sunucusu Başarır, aynı zamanda usta bir sesli kitap sanatçısı.
Sayfa Arkası
Mizanpajcı: Bir kitabın sadece içeriği değil, görünüşü de okuma deneyimini etkiler. Mizanpajcılar, sayfa düzenini, yazı tipini, görsel yerleşimini titizlikle planlar. Her satır aralığı, her boşluk sayfa tasarımcısının elinden çıkan bilinçli bir tercihtir.
Kitap Evleri

GEORGE PEABODY
Baltimore’daki George Peabody Kütüphanesi, Viktoryen mimarisiyle bir kitap mabedini andırıyor. 19. yüzyılda halkın bilgiye erişimini sağlamak amacıyla kurulmuş bu kütüphane bugün de kapılarını herkese açık tutuyor.
Kapak Güzeli

Cem Akaş’ın Can Yayınları’ndan çıkan Tekerleksiz Bisikletler isimli öykü kitabı, başarılı tasarımcı Utku Lomlu imzasını taşıyan kapağıyla bu ayın kapak güzeli.



















