Benden Geriye Ne Kalır Buralarda?

Yaşadığımız her an, ardımızda güven ve güzellik bırakma fırsatıdır. "Benden geriye ne kalacak?" sorusunun bilinciyle yaşamak, diyaloğun temelidir.

98

1960’lardan bu yana Türkler, farklı sebeplerle Batı’ya göç ediyor. Yıllar önce Hollanda’dan bir gazeteci şu soruyu sormuştu: “Türkler onlarca yıldır Avrupa’da. Şimdi geriye dönseler, onlardan akıllarda ne kalır?” 

Aslında bu soru sadece Avrupa’ya göç edenler için değil, hepimiz için geçerli: “Bu apartmandan taşındığımda, komşularım beni hangi hatıralarla anar?”, “Üniversiteden mezun olduğumda, sınıf arkadaşlarım bende hangi izleri taşır?”, “İş yerinden ayrıldığımda, mesai arkadaşlarım benimle ilgili neyi hatırlamak ister?” 

İşte bu farkındalıkla yaşamak, diyaloğun en temel ilkelerinden biridir. Çevresine güven ve huzur veren bir mümin olmak, sadece bir inanç göstergesi değil; aynı zamanda güçlü bir diyalog biçimidir.

Peygamber Ahlakı

Mümin, Cenabıallah’ın el-Mümin (güven veren) isminin; Müslüman ise es-Selam (huzur veren) isminin bir yansımasıdır. Kul, bu isimleri hayatında hakkını vererek taşıdığında, Allah’ın ahlakıyla ahlaklanmış olur.

Peygamberlerin sıfatları arasında yer alan sıdk (doğruluk) ve emanet (güvenilirlik) de bu ahlakın ayrılmaz parçalarıdır. Gerçek bir Müslüman, çevresine güven ve huzur telkin ederken hem Allah’ın hem peygamberin ahlakını temsil etmiş olur.

Peygamber Efendimiz, bir hadisişeriflerinde şöyle buyuruyor: “İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Size, yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir iş göstereyim mi? Aranızda selamı yayın.” (Müslim, Îmân, 93) Bu tavsiye, farklı inanç ve kültürlerle bir arada yaşayan bizler için de bir reçete. Selamı sadece bir söz değil, bir ruh olarak görebiliriz. Komşularımıza, “selâmün aleyküm” (es-selâmü aleyküm: Selam sizin üzerinize olsun, Allah sizi her türlü kaza ve beladan korusun) diyemesek bile, hâlimizle, tavrımızla, yaşantımızla onları selamlayabiliriz.

Selam, muhataba verilen bir güvencedir. Nasıl ki besmele hayrın kapısını açar, kötülüğün aracı olamaz; selam da güveni ve barışı temsil eder. Nerede olursak olalım, çevremizdeki insanlara bu güveni hissettirdiğimizde, aslında “selam ruhu”nu yaymış oluruz. Ve bu, hadiste işaret edildiği gibi muhabbeti artırır. Bireysel güven ve selam ruhu, sadece kişisel erdemlerin değildir; barış ve anlayışın da temel taşlarıdır.

Güvenilir Bir İnsan mıyım?

Peygamberimiz, “Komşusu, zararından emin olmayan kimse cennete giremez.” (Buhari, Edeb, 29) buyurmuştu. O, düşmanları tarafından bile “el-Emîn” (güvenilir) olarak anılıyordu. Birlikte yaşadığımız topluluklar bize düşman değilken, güven telkin edememek ne büyük eksiklik olurdu. “Ben zaten güvenilir bir insanım.” diyebilirsiniz. Bununla birlikte insanlar bunu sözlerimizden çok, davranışlarımızla anlar. Farkında olmadan küçük rahatsızlıklar verebilir ya da alışkanlıklarımızla başkalarını tedirgin edebiliriz. 

Bugün dünyada dinimiz hakkında pek çok önyargı ve yanlış bilgi dolaşıyor. Bu yüzden bize düşen, “selam ruhunu” hayatımızda temsil etmektir. Kur’an ve sünnete bağlı kalarak güven, huzur ve barışı yaşamak ve yaşatmak, en etkili diyalog biçimidir. Her selam, her güven telkini bir diyalog tohumudur; küçük adımlar, büyük toplumsal değişimlere vesile olabilir.


Bir Diyalog Hikâyesi

Ali K., küçük bir Doğu Avrupa ülkesine yüksek lisans eğitimi için gelmişti. Yeni bir şehir, yeni bir dil, yabancı bir kültür… Ders dönemi biterken, hocalarından biri, sınıfa bir ödev verdi: Herkes sınıf arkadaşlarından birine mektup yazacaktı. Ali K., kendi mektubunu düşündü; ama asıl merak ettiği, kendisine ne yazılacağıydı. 

Bir hafta sonra zarfı eline ulaştığında, kalbi hızlandı. Eve gider gitmez oturup açtı ve okumaya başladı. Dört sayfa… Karşısında, sınıfa adım attığı ilk günden itibaren en küçük jestlerine varıncaya kadar her ayrıntıyı gözlemlemiş birini buldu. Mektubu yazan genç kadın, bütün hayatını üniversitenin bulunduğu o şehirde geçirmişti. Hiç başka bir yerde yaşamamış, daha önce hiç bir Müslüman ile tanışmamıştı. 

Ali K., mektubu okudukça hem şaşırıyor hem de hafif bir ürperti duyuyordu. “Çok şükür.” dedi kendi kendine, “Dinimi temsil adına yanlış bir şey yapmamışım.” Hemen ardından bir soru geldi: “Ya yapmış olsaydım?” 

Mektup, Ali K.’ye bir gerçeği fısıldıyordu: Sözlerimiz kadar, davranışlarımız da iz bırakıyor. Her jest, her bakış, her selam bizi görünür kılıyor.

Önceki İçerikHayatta Kalmanın Yolları
Sonraki İçerikOltanı At, Huzuru Yakala!

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen isminizi yazın