Paslı Yangın

67
Onunla ne zaman tanıştığımı hatırlamıyorum. Sanki hep varmış gibiydi. Kundaklı bir bebekken huzursuzluğumu ona anlatır, uykusuzluğumu ona şikâyet ederdim. O da bana zilzurna ağlamayı öğretirdi; karnım acıkınca gökyüzü yırtılır gibi ağlardım. Sesim, süt kokulu bir öfkeydi o zamanlar; karnım boş, dünya doluydu. Acıktıkça ona koşardım.

Çocukken en yakın arkadaşım oldu. Saklambaç oynardı benimle. Saklanan hep ben olurdum; o ebe. Gizli bir anlaşma yapmışız gibi kahkahalarımı onunla paylaşırdım. Topum elimden alınınca, bisikletim bozulunca tepeme dikilirdi. “Haydi bağır!” derdi. “Hakkını ara!” Mevsimsiz ağlatırdı beni. Oyun çağımda öfke, hiç durmadan “benim” demekti. Sokakta unutulmuş krallığımın sınır çizgisiydi.

Gençlikte benden hızlı serpildi. Kalbime eğildi; bir dize bıraktı, bir şarkı fısıldadı. Koluma girdi, kalabalık caddelerde yürüttü beni. Her köşe başında, her durakta yeni bir tartışma çıkardı. Ben düşe kalka kimlik ararken, o çoktan yolunu bulmuştu. Bazen sözün gücüydü, bazen yangının aceleciliği. Asi çağımın öfkesi, benliğimin korsan bayrağı gibiydi.

Kırkıma vardım; “terk etmedi” öfkem beni! Kara bir nehir gibi sustu, ama çekilmedi. Hâlâ içimde yatıp uyuyor, gece uykularımı bölüyor. Bir haksızlık görünce kulağıma eğiliyor. Zaman beni sabırla sınadığında omzuma dokunuyor. Artık bağırmıyor, ama suskunluğu daha çok yoruyor. “Yolun diğer yarısı”nda öfke, saat gibi ağır ve sessiz bir suskunluk bırakıyor.

Bir yastıkta kocadığım ikizim benim; paslı yangınım. Gecenin ince camında benden bir parça fazla, gündüzün taş avlusunda benden bir parça eksik. Hep var, hep izimi sürüyor. Çocukken yaramaz, gençken arsız, yaşım ilerledikçe daha da cilveli. Yakamı hiç bırakmıyor! 

Yaşarsam, ihtiyarlığını da göreceğim. Bir gün bastonla yürürken içimde bir kıpırtı olacak. O kıpırtı, “Hâlâ buradayım Hasan Ahmet.” diyecek. Gençliğin hırçınlığıyla değil, yaşlılığın dinginliğiyle seslenecek. Yıllarca yakıp kavurduğu kalbimde, bir kandil gibi titreyecek. Ne bağıracak ne incitecek; sadece yön gösterecek. Ve ben, onunla ilk kez kavga etmeden el ele yürümeyi deneyeceğim. İçimdeki gürültünün huzura, taşkınlığın sükûnete dönüştüğünü göreceğim. Beni yakan değil, beni yaşatan yanını seveceğim.

Huzurum olacak öfke, ihtiyarladığında. Çünkü birbirimize mahkûmuz, birbirimize ayna.

Önceki İçerikMevlit Kandili’nin Gölgesinde
Sonraki İçerikFilozof’ta Bu Ay “Gül Peygamber” Var!

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen isminizi yazın