
Ne zaman uzun yola çıksam, otoyolun kenarında bir karartı ilişiyor gözüme. Hemen başımı öbür tarafa çevirip müziğin sesini yükseltiyorum. Hayır, yerde yatan o ölüyü ezen araçlardan birini kullandığımı idrak edemem! Hayır, şimdi değil! Başka şeyler gibi, bu yas da ertelenebilir. Bir can daha, “insan umursamazlığı”na kurban edilebilir.
“Kimsenin fark etmediği bir ölüm, iki kez skandaldır.” diyor Olga Tokarzcuk, Sür Pulluğunu Ölülerin Kemikleri Üzerinde adlı romanında. O skandalın bir parçası olmak, kalbimi sıkıştırıyor. Bir ikilemin daha içindeyim işte: Fark edip ıstırabını yaşamak mı, pas geçip vicdan azabını çoğaltmak mı?
Tokarczuk’un “kaçık” karakteri Janina Duşeyko, bu ikilemlerin içinden geçen bir kadın. Yıllarca mühendis olarak çalıştıktan sonra Polonya’nın dağlık bir bölgesinde, ormanın kıyısında, neredeyse münzevi bir hayat sürmeye başlar. Karla örtülen yollar, göğsü daraltan sessizlik, ara ara uğrayan birkaç komşu… En çok da hayvanlar! Kaza diye, gereklilik diye, zevk diye öldürülen her hayvan, Janina’nın öfkesini perçinler.
Roman boyunca, işlenen cinayetlerin ardında kimin olduğunu çözmeye çalışırken, aslında daha büyük bir gerçeğin izini süreriz: İnsanın doğayla kurduğu tek taraflı, kibirli, acımasız ilişkinin.
Dünya, kendisi için bir cehennem olan hassas kalplilerden biri, Janina. Şöyle açıklıyor bunu yazarının cümleleriyle: “Her ölü hayvan için bitmeyecek bir yas duygusu… Biri bitiyor biri başlıyor. Bu yüzden hep yastayım.”
Janina’nın öfkesini iliklerime kadar hissetsem de adalet arayışında başvurduğu yöntemleri ve hayvan haklarını vejetaryenlik üzerinden savunmasını onaylamıyorum. Bence vicdanlı bir yaşamın tek ölçütü bu değil. Asıl mesele, her canlının hayat hakkına karşı içten bir hassasiyet taşıyıp taşımadığımız.

Tokarczuk’un kalemi, “kadife eldiven içinde demir yumruk” gibi. Anlattıkları sert olsa da Nobel konuşmasında belirttiği gibi, o “şefkatli” bir anlatıcı.
Sür Pulluğunu Ölülerin Kemikleri Üzerinde
Yazar: Olga Tokarczuk
Orijinal Adı: Drive Your Plow Over the Bones of the Dead
Çevirmen: Neşe Taluy Yüce
Timaş Yayınları | 304 Sayfa
Satırdan Sahneye
Colson Whitehead’ın, Nickel Çocukları adlı romanı, bizi 1960’ların Amerika’sına, adaletsizlik ve ırkçılıkla yoğrulmuş bir ıslah okulunun karanlık koridorlarına götürüyor. Gerçek olaylardan esinlenen bu sarsıcı hikâyenin 2024 yapımı film uyarlaması da bu güçlü anlatıyı başarıyla perdeye taşıyor.
Ne var Ne yok?
Rebecca F. Kuang’ın sosyal medya eleştirisiyle dikkat çeken romanı Sarı Yüz, özellikle TikTok ve Instagram’da yoğun ilgi görerek liste başı oldu. Ancak bazı okurlar, içeriğin sığ olduğunu ve kitabın sadece dijital popülerliğin rüzgârıyla öne çıktığını düşünüyor.
Başucu Kitabı
Nihal Polat’ın başucu kitabı Tutunamayanlar. Eserin insan ruhuna ve onu ayakta tutan duygulara ayna tuttuğunu düşünen Polat, böylesine güçlü metinleri, sevdiği bir şarkının diline dolanması gibi tekrarlamak istediğini belirtiyor.
Kitap Evleri

CHÂTEAU DE CHANTILLY 16. yüzyılda inşa edilip Fransız Devrimi’nde yıkılan, 19. yüzyılda yeniden kurulan kütüphane, 12.500 kitap ve 1.300 el yazması barındırmanın yanında Gutenberg İncili‘ne de ev sahipliği yapıyor.
Kapak Güzeli

Bu ay podyumda haftalar boyunca New York Times çok satanlar listesinden inmeyen Matt Haig ve eseri The Midnight Library‘nin (Gece Yarısı Kütüphanesi) kapağı var.



















