Mevlit Kandili’nin Gölgesinde

Mevlit Kandili, bir kutlamadan fazlasıdır. Bu gece, Peygamber Efendimizin izini sürerek hayatımıza ışık düşürme gecesidir.

96

On dört asır evvel, yine bir böyle geceydi, / Kumdan, ayın on dördü, bir öksüz çıkıverdi… Mehmet Akif, Peygamber Efendimizin doğduğu geceyi anlatmaya böyle başlıyor. O gece, “Arşın kubbelerine adı nurla yazılan / İsmi semada Ahmed, yerde Muhammed olan / Yedi katlı göklerde Hak cemalini bulan / Evvel ahir yolcusu” Hz. Muhammed’in dünyayı şereflendirdiği geceydi. Cahiliye Devri’nin çorak çöllerinde bir öksüz doğdu o gece. İşte o mübarek öksüz, hem insanlığın kalbine hem de çağların omzuna bir nur taşıdı.

Her sene Mevlit Kandili’nde bizler o doğumu hatırlarız. Bu hatırlayış, sadece bir doğumun yıl dönümü değil, bir dirilişin hatırlanışıdır. O gecede doğan yalnızca bir çocuk değildi zira; adalet, merhamet, hakikat ve insan onuru da yeniden doğdu. On dört asır önceki o gece, kendinden sonra gelecek bütün çağları aydınlatabilecek bir nurun yeryüzüne ilk inişiydi. Bizler her yıl bu gecede o nurdan hissemizi almak, onun gölgesinde sığınacak bir yer bulmak için fırsat kollarız, kollamalıyız. 

Yetimler, Yalnızlar, Umutsuzlar…


O, dünyaya yetim geldi. Daha doğmadan babasını kaybetmiş, küçük yaşta annesini ve ardından dedesini yitirmişti. Ama bu yetimlik onun mücessem bir merhamet abidesine dönüşmesine vesile oldu. Yetimlerin, yoksulların, kadınların, kölelerin hiç kimse sayıldığı bir toplumda, o, herkesin insan olduğunu güçlü bir şekilde hatırlattı ve herkesi insanlık ortak paydasında buluşmaya çağırdı. 

Hz. Muhammed’in evrensel mesajını hesaba kattığımızda, Mevlit Gecesi bize bugün şunu fısıldar: Kimlerin dışlandığına, kimlerin görmezden gelindiğine, kimlerin ötekileştirildiğine bakın ve onlarla beraber olmaya, onlara sığınak olmaya çalışın. Yoksullar, yetimler, yalnızlar, umutsuzlar ve mağluplar sizin ikliminizde kendilerine yer bulsunlar. İşte o zaman Hz. Muhammed’in doğumuyla temsil edilen ilahi mesaja uygun davranmış, onun dünyaya gelişini ona yakışır şekilde kutlamış olursunuz. 

Mevlit Kandili’nde Sorulacak Soru


Peygamber Efendimizin sünneti, sadece ibadetlerin kalıbı değildir; hayatın anlamıdır. Bir çocuğu sevmesi, bir dostu dinlemesi, hayvanları gözetmesi, düşmanlarına dahi adaletle yaklaşmasıdır sünnet. Onun yürüyüşünü taklit eden, yemeğini onun gibi yiyen, onun uyuduğu gibi uyuyan biri, sadece bir beden değil, aynı zamanda bir ruh da taşımalıdır. Çünkü onu sevmek; onun izinde yürümekle, ona benzemeye çalışmakla, onu kendimize örnek almakla olur. Bugün bizler onu sevdiğimizi söylüyoruz. Peki hayatlarımızda onun bize bıraktığı mirastan ne kadar eser var? Mevlit Kandili bu soruyu sormak için iyi bir fırsattır: “Bugün benim yerimde Hz. Muhammed olsaydı, nasıl düşünür, nasıl davranırdı? Nerelerde susar, nerelerde konuşurdu?” 

Dirilen Kalpler


Mevlit Kandili’nde yapılacak en büyük kutlama, Peygamber Efendimize benzeme, onun ahlakıyla bezenme çabasıdır. Nağmelerle süslenen övgüler değildir yalnızca… Mahyalar asmak, kandil simitleri pişirmek değildir. Günlük hayatta sünnet üzere yaşamaya dikkat etmektir esas olan, peygamber yoluna uygun yaşama konusunda titiz davranmaktır.

Bu gece bir kandil yanacaksa, o kandil önce kalplerimizde yanmalıdır. Çünkü onun gölgesinde geçirilen bir gece, insanın kendisiyle yeniden tanıştığı, kul olduğunu hatırladığı bir gecedir. 

İşte o mübarek gece yine gelip başımıza kondu. O gecede Allah’ın resulünden nice izler var. O izleri takip ettiğimizde varacağımız yer yüce Allah’ın bizden razı olacağı yer olacaktır. Sözümüze Mehmet Akif’le başlamıştık, yine onunla bitirelim: “Dünya neye sahipse, onun vergisidir hep; / Medyun ona cemiyeti, medyun ona ferdi. / Medyundur o masuma bütün bir beşeriyet… / Ya Rab, bizi mahşerde bu ikrar ile haşret.”

Önceki İçerikHaydi Diyaloğa!
Sonraki İçerikPaslı Yangın

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen isminizi yazın