Ramazanı hakkıyla yaşayanlar

On bir ayın sultanı Ramazana nihayet ulaştık. Eminiz ki pek çoğumuz, bu ayda bir kere hatim yapmaya, teravih, kuşluk, evvabin ve teheccüt namazlarını kaçırmamaya, insanlara yardım yapmaya niyetlendik. Fakat Ramazanı dört gözle bekleyen bazı insanlar bunların çok ötesinde güzellikler yaşıyor. İşte adeta ramazanlaşan insanlarla sizin için görüştük.

74

Şemsinur Özdemir

Cenabı Hakk’ın bir yıl içinde sadece Müslümanlara değil bütün insanlığa hediye ettiği af, mağfiret, şefkat ve merhamet ayıdır Ramazan. Çünkü onun içindeki güzelliklerden sadece insanlar değil bütün mahlukât payını almaktadır. Kur’an-ı Kerim’in Sevgili Peygamber Efendimiz’e (sas) indirilmeye başlanması yönüyle varlık âleminin bayramı hükmünde olan bu ay, ‘bin aydan daha hayırlı’ olduğu ifade edilen Kadir gecesini içinde saklaması hasebiyle de mü’minler için bir arınma fırsatıdır.

Layıkıyla idrak etmeye çalışan, hakkını eda niyetinde olan herkes için Ramazan ibadetlerin özel zamanlarıdır. Kulluk adına elimizde ne varsa ortaya koyar ve Rabbül Alemin’den affını, sevgisini, yakınlığını talep ederiz. Peki, ibadetlerimizi daha değerli hale getirmek, Ramazanı hakkıyla yaşamak, bir diğer tabirle ‘ramazanlaşmak’ nasıl mümkün olabilir?

Tam da Ramazan arifesinde yayınlamaya başladığımız dergimizin bu ilk sayısında bu kutlu zamanları ‘ramazanlaşma’ çabası ile geçiren değerli isimlerle görüştük. İftarı, sahuru, mukabeleleri, teravihleri, sadaka ve zekâtlarıyla bir aylık ibadet neşvesi ve iyilik yolculuğu olan Ramazanı daha coşkulu, kıymetini bilerek nasıl yaşayabileceğimizi sorduk.

Görüştüğümüz kişiler, okuyacaklarınızı her ne kadar anlatmak istemeseler de ısrar ederek kabul ettirdik. Her ne kadar, bütün dünyayı etkisi altına alan Korona salgını sebebiyle kalabalık ortamlarda bir araya gelemesek de evlerimizde Ramazan sevincini hissedebilme imkânlarını konuştuk.

Ramazan’da 3 günde bir hatim yapan Mehmet Eldem: Kaygım var; ya bir daha Ramazan’a kavuşamazsam!

İnsan tanıdığını sever ve sevdiğinin gönlünü hoş tutmaya çalışır. Ramazanı aziz bir misafir gibi karşılayıp memnun etmek için de öncelikle onunla bize vaad edilen güzellikleri bilmemiz lazım gelir. Başı rahmet, ortası mağfiret, sonu cehennem azabından kurtuluş olan bu kutlu zaman diliminden herkes gayret ettiği ölçüde nasipdar olabilir.

Yıllardır Ramazanı bir Kur’an okuma bayramı gibi geçiren Mehmet Eldem, her Ramazanı son kez idrak ediyormuş gibi yaşayan bir isim.

“BİZİM EVDE HER NAMAZ CEMAATLE KILINIR”

‘Yarın benim değil, düne hükmedemem, sadece bugün bana ait’ düşüncesiyle, 2000 yılından bu yana teravihleri eşi Nuran Hanım’la beraber cemaatle ve hatimle kılıyor. Almanya’da ikamet eden 66 yaşındaki Eldem, Allah dostlarının sohbetlerini kaçırmamaya gayret ettiğini söylüyor. 2000 yılında yine böyle bir zâtı Ramazan’da ziyaret etmiş ve orada hatimle teravih namazı kılmıştır. Ondan sonra içinde bu güzelliğe karşı büyük bir sevgi oluşur. İlk fırsatta büyük boy bir Kur’an’ı Kerim edinir. O zamandan bugüne o sevgisi giderek artar ve neredeyse her sünnet namazını bu Kur’an’dan sayfalar okuyarak kılar.

Eldem, önce ayda bir hatim niyetiyle başlar ve en son Ramazanda ise Kur’an’ı Kerim’i 11 kere hatmeder. Mehmet Eldem, bunun nasıl mümkün olduğunu şöyle anlatıyor: “Bizim evde 40 yıldır değişmeyen bir kural vardır. Evde namazları mutlaka cemaatle kılarız. Özellikle Ramazan’da akşam namazından sonra evvabinle başlayıp yatsının ardından teheccüd namazlarıyla nihayetlenen 40 ile 50 rekât arasında sünnet ve nafile namaz lütfediyor Rabbim. Bir de gündüz namazlarında okuduklarımızı ekleyince 3 günde bir hatim bitiyor.”

“Bu yaşınıza rağmen zor olmuyor mu?” sorumuza ise şöyle cevap veriyor: “Kaygım var. Seneye ya dizlerim tutmazsa, gözlerim görmezse, secde edemezsem… Sadece bugün bana ait ve bugünü iyi değerlendirmem gerek.”

Ramazan’da her gün misafir kabul eden Elif Açıl:Binlerce şükür ki sağlığım yerindeyken yapmışım

Ramazanı ikram, infak ve misafir bakımından çok yoğun yaşıyor Elif ve Ali Açıl çifti. Açıl çiftinin evleri, aileyle geçirilen birkaç günün haricinde, ramazanın bütün iftar ve sahurlarında misafirle dolu oluyor.

Kanada’da yaşayan Açıl çifti, daha çok öğrencilerin davet edildiği ve lüksten uzak fakat bereketli sofralar kurarlarmış. Ağır ve zahmetli yemeklerin sık misafir almayı engellediğini söyleyen Elif Açıl, evlerindeki ramazan bereketini şöyle anlatıyor, “Yer sofrası yapardık gerektiğinde. Çok ağır ve çeşitli yemek yapmıyordum. Bu şekilde hem yüksek bütçe, hem vakit hem de çok fazla fiziksel güç harcamam gerekmiyordu. Hem misafir alıyor hem de diğer işlerimi, ibadetlerimi yapmaya vakit buluyordum. Eski günler telaşlıydı ama çok bereketliydi. İyi ki yapmışız. Şu anda kendi yemeklerimizi yapacak gücüm yok. Binlerce şükür olsun ki, sağlığım varlığım yerindeyken elimden geleni yapmışım.”

En hüzünlü Ramazan, misafirsiz geçen Ramazan

“Misafir almak için evlerin küçük olması önemli değil. Gönlün sığdığı yere köy sığarmış” diyen Elif Açıl’ı en çok Korona kısıtlamaları üzmüş. En hüzünlü ramazanlarını geçen sene evde yalnız kalınca yaşamışlar. Fakat onlar bu sefer yaptığı yemekleri öğrencilere, eş, dost ve komşulara göndermiş. Bu sene de sağlığı el verdikçe devam etme niyetinde.

Elif Açıl, Ramazanda Online derslerin avantajını da söylemeden geçemiyor, “Önceden bir şey öğrenmek için bir yerlere gitmek gerekiyordu, ama şimdi evde oturup ders alabiliyoruz. İlim öğrenmek çok kolay oldu.”

Dondurucuda her zaman pratik yemekler bulunur

Elif Açıl: Misafir için hazırlık yaparken pratik olmak gerekir. Alet işler, el övünür. Tedarikli olursanız paniklemezsiniz. Derin dondurucuda her zaman ani misafirler için köfteden böreğe kadar her şeyi hazır tutarım. 4 ocağa 4 yemek, bir de ortaya börek, 1 saat içinde sofra hazır olur. Bizim hayatımızda tembelliğe yer yok.

Çelebi çifti: Ramazanı bayram gibi yaşamak gerek

Ramazanı bütün ibadetleri, manevi güzellikleri ile dolu dolu yaşayan, âdeta bir bayram gibi geçiren bir aile de Kur’an kursu öğretmeni Halide Çelebi ile Din Kültürü öğretmeni Muhsin Çelebi.

Gündüzleri mealiyle beraber mukabele okuyan Halide Hanım, Ramazan’da zamanını sürekli dinî mevzularda sohbetler ederek geçiriyor. Muhsin hoca da, öğrenciliğinden emekli olana kadar her ramazanda gönüllü olarak bir camide vaaz eder, teravih namazı kıldırır.

“Korona günlerinde iftar verme!”

Peygamberimizin, sevabının büyüklüğüne vurgu yaparak ‘yarım hurmayla dahi olsa iftar ettirin’ hadisini hatırlatan Halide Hanım, “Sahabiler, Peygamberimize, ‘Bize, hem yapması kolay hem sevabı fazla hem de hayatımızın içinde olan bir şey tavsiye edin.’ dediğinde, ona cevaben, “Tanıdığınız, tanımadığınız herkese yemek yedirin ve aranızda selamı yayın.” buyuruyor Efendimiz. Biz de bu dönem, kumanya paketleri hazırladık. Dostları, sanki evimize gelmişler gibi hissettik. Sadakalarımızı biriktirip ihtiyaç sahiplerine ulaştırmaya çalıştık.” şeklinde konuşuyor.

“Her günümüzü ramazanlaştırmaya çalışıyoruz”

Korona salgını sebebiyle evden çıkamadıkları dönemde Çelebi ailesi güzellikleri internet üzerinden anlatmaya başlamış. Muhsin Çelebi bu süreci şöyle anlatıyor: “Geçen yıl sahurdan sonra bir program yaptık. 1-2 ayet okuyup mealini verdim. 10 dakikayı aşmayacak şekilde. Sabah namazından sonra da kerahat vaktinde 40 dakika meal okuduk. O bitince Riyazüssalihin okuduk. İlmihal okuyarak devam etmeyi düşünüyoruz. Her günümüzü mümkün olduğu kadar ramazanlaştırmaya çalışıyoruz.”

Halide Hanım da internetten arkadaşlarıyla mealli mukabele okumuş, sohbetler etmiş, dua meclisleri kurmuş. Ramazanda başlayan bu toplantılar, sonrasında da haftalık olarak devam etmiş. “Bu dönemde evimizi mescide çevirdik.” diyor.

Evde itikâf yapılabilir

Ramazanın son on gününü mescidde dua ve ibadetle geçirmek şeklindeki itikâf, Peygamber’in (sas) uyguladığı fakat şimdilerde unutulan bir sünnet. Buna bir çözüm olarak kısa sürelerde bile olsa evde itikâfa niyet ettiğini anlatan Halide Hoca, şu önerilerde bulunuyor: “Zaman açısından bir kadının itikâf yapması zor. Fakat hiç olmazsa bir gün veya birkaç saat bu niyetle evde ibadet ve zikirle meşgul olunabilir. Böylece, itikâf ruhunu, Rabbine yakınlaşma halini yaşayabilir insan.”

Muhsin Hoca ise itikâfın önemini şöyle vurguluyor, “İtikâfta insan, hem ibadet ve tefekkür eder, hem dinini öğrenir, hem de insanlığın dertlerine çözüm arayabilir.” diyor.

“Şeytan kılmayacağım dedirtmiyor, sonra yaparım dedirtiyor”

Teravih, en çok ihmal edilen ibadet. Bilhassa kişi yalnız ise. Teravih sadece ramazanda kılınan bir namaz. Ramazandan sonra bir gecede 200 rekât da kılsan aynı sevabı yok, adı da teravih olmaz ve Efendimizin (sas) af müjdesi de buna ait. Kaçırılır mı hiç!

Ramazanda oruç zaten farz bir ibadet. Küçük mazeretlerle orucu tutmamak, kazaya bırakmak olmaz. Doktorların sağlık için tutmamasını söylediği kişiler hariç, sebepsiz yere bir gün oruç tutmasanız, onun yerine bir yıl kaza orucu tutsanız, aynı sevabı elde edemezsiniz. Özellikle gençler bu konuda dikkatli davranmalı. Şunu da unutmamak lazım ki, şeytan ‘kılmayacağım, tutmayacağım’ dedirtmiyor ‘sonra yaparım’ dedirtiyor.

Ramazan kutlu bir misafirdir

Ramazanı hoşnut edilmesi gereken güzel bir misafir gibi karşılayanlardan biri de hayatını Kur’an öğretmeye ve iman hizmetlerine adayan Ayşe Hanım. Ramazanı ihya edebilmek için öncelikle ramazanı sevmek gerektiğini ifade eden Ayşe Hanım “Ramazan gelirken her zaman çok seviniyorum. Ramazandaki Kur’an okumayı seviyorum. Herkes temizliğiyle ikramlarıyla bayrama hazırlanır ama ben ramazana hazırlanırım. Başlamadan temizlik yaparım ki oruç tutarken vaktimi almasın. Ramazan giderken hüzünleniyorum. Bayramı sevinçle değil hüzünle yaşıyorum. Şevval ayındaki 6 günlük sünnet oruçlarını tutmadığımı hatırlamıyorum. Ramazanın bitmesine teselli gibi geliyor.” diyor.

İstanbul Sümbül Efendi Kız Kur’an Kursu mezunu olan Ayşe Hanım, yaklaşık 20 yaşından beri her Ramazanda farklı gruplara mukabele okuyor. Bazen öyle olmuş ki, 3 çocuklu bir anne olmasına rağmen bir günde 4 ayrı yere gidip mukabele okumuş. Bir taraftan da isteyen kadınlara, çocuklara Kur’an okumayı öğretmiş. Son yıllarda mukabeleyi mealiyle beraber okumaya ağırlık vermiş. Amerika’da yaşayan Ayşe Hanım, Korona döneminde ramazanı nasıl yaşayacağımıza dair ipuçları veriyor, “Kimsesiz ve zor durumda olan nice insan var. İftardan önce dua ederken onları hatırladığımız gibi fiili dua olarak da onlara yardım edebiliriz. Her zaman bunu yapmak lazım ama ramazanda daha da artırmalı.

Hanımlar da ramazana ağır iş bırakmasalar daha güzel değerlendirme imkânı bulabilirler. Uzun süren zahmetli yemeklere vakit harcamasınlar.

Hazırlıklarını mümkünse ramazan başlamadan önce yapsınlar. İftar veya sahur tıka basa yemek değildir. Onun maneviyatından istifadeye çalışmak lazım. İnsan diğer zamanlarda kaza namazı kılamıyorsa Ramazanda kılmalı, çünkü bire on sevap veriliyor. Kur’an bilmiyorsa öğrenmeli, az biliyorsa hızlandırmalı, çocuklarına okutmalı.”

Çocuklar da ramazanı hissetmeli

Ezanların okunmadığı, İslam’ın genel itibariyle yaşanmadığı toplumlarda çocukları da ibadetlere teşvik etmek gerektiğini söyleyen Ayşe Hanım, “Çocukların yarım gün de olsa oruç tutması sağlanabilir. Mukabele okurken takip edebilirler. Kur’an okumayı bilmiyorsa Ramazanda öğretmeye başlanabilir. Evde teravih mutlaka cemaatle kılınmalı ve çocuklar da saf tutmalı. Tamamını kılmasa da, usanıp yarım da bıraksa, o havayı yaşaması önemli. Küçük çocuklara özel namaz kıyafeti almak da teşvik edici oluyor.”

Kur’an öğretmeni Ayşe Hanım: Ramazan için dua ve niyet etmeli

“Ben bu ramazanı ailemle, çocuklarımla çok güzel geçireceğim diye baştan niyet etmeli. Sevdiğin bir misafir gibi karşılamalı, sevdiğinden ayrılıyor gibi üzülmeli. Ramazanın o güzelliğini idrak etmek için de dua etmek lazım. Ben, ‘Bizden hoşnut ve razı ol, yine gel seni bekliyoruz Ramazan.’ diye dua ediyorum. Her ramazana son gözüyle bakmak lazım. İmkân verilmişken değerlendirmek lazım. Çünkü oruç tutabilmek de ayrı bir nimet.”

Önceki İçerikRamazan’da sağlıklı beslenme tüyoları!
Sonraki İçerikUnutulmaz bir Ramazan için 5 teklif

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen isminizi yazın