
Sular içiyor bizi; su muyuz ki? Geçiyoruz gecelerden, acı gibi, ateş gibi. Yol vermez dağlar; geçitler kapalı. Yaşamak ölmek kadar zor; ölmek, yaşamak kadar anlamlı. Geride bıraktık her şeyi, gidiyoruz; kaygılı, rüzgârlı, dalgalı.
Bu ilk değil. Kim bilir, kaç insan ayrıldı böyle yurdundan. Gidenler özler, özledik; kalanlar ağlar gidenin ardından. Bilinen bir şeydir, nasip çeker; kısmetini yaşar insan. Hem derler, “Doğduğun yer değildir, doyduğun yerdir vatan.”
Zira viraneye döndü her yer, gitmek gerek; ülkem yetim. Hapisler kuruldu, defterler dürüldü; günler çetin. Kalemler kırıldı; gördün mü? Sorarım, kıran kim? Yiğitler vuruldu tertemiz alnından; vuran kim? Sürgündür, tecrittir, tenkildir âlem. Göğümüzü ahlarla dolduran kim?
Ama bir şey var, ben de Hüseyin’im. Sular tenimdir; gurbetler evim, hüzünler ülkem. Gözü karayım ben; kanımda gülün rengi var. Ayağımın altındadır iktidar. Oklar iyi bilir yalnızlığımı; kılıçlar şahit. Ölürüm de boyun eğmem.
Kıstırmış keyfince; kadın, erkek, çoluk çocuk. Hasta demez, yaşlı demez; merhamet bilmez. Derdi dünyasıdır; sözü yalan, işi hile. Sanır ki asla yenilmez. Ama bir söz var, o daim çınlar durur; tarih şahit: “Allah imhal eder; ihmal etmez.”
Sular içiyor bizi; su . . .

















