Seyir Defteri

Tabloların Suçu Ne?

İklim aktivistlerinin dünyaca ünlü tablolara olan saldırılarının sonu gelmiyor. En son Roma’da sergilenen Van Gogh’un “The Sower” isimli tablosuna üç aktivist sebze püresi fırlattı. Bir önceki saldırı, Claude Monet’nin Almanya’daki Barberini Müzesi’nde sergilenen “Les Mueles” serisinde yer alan bir eserine gerçekleşti.
Geçtiğimiz ekim ayında ise İngiltere’de iki çevreci kadın, yine Van Gogh’a ait 1988 tarihli “Ayçiçekleri” tablosuna çorba fırlattı. Bundan önce Leonardo da Vinci’nin Louvre Müzesi’ndeki “Mona Lisa”sı, “Son Akşam Yemeği”nin İngiltere’de sergilenen bir replikası ve John Constable’dan “Saman Arabası” iklim aktivistlerinin hedefi olmuştu.

Kimi insanlar bu eylemleri haklı bulurken kimileri de vandallık olarak nitelendiriyor. Bazı uzmanlar, dünya kültür miraslarına haksız ve yersiz bir saldırı olarak görse de çevrecilerin eylemleri için kullandığı tek araç sanat değil. Dolayısıyla, tablolara yapılan saldırılarda eylemcilerin sanatı hedeflemediklerini, amaçlarının “görünmek” olduğunu anlamak gerek.

Bir Yanda Sanat Eserleri Diğer Yanda İklim Krizi Müzeler,

Sömürgeci yollarla elde edilen koleksiyonları ve bu eserleri elde tutmayı bir güç olarak görüyor. Maalesef toplumu değil turizmi ön plana koyarak dünyadaki ekolojik sorunları görmezden geliyor. İngiltere’de Ayçiçekleri tablosuna yönelik eylemlerde aktivistlerin sloganını hatırlayalım: “Daha değerli olan nedir? Sanat mı yoksa hayat mı?” Olaylara uzaktan bir gözle baktığımızda, bir sanat eserinin iklim krizi nedeniyle uğradığı saldırılar anlamsız elbette. Fakat o tabloların korunmasına harcanan milyon dolarları düşündüğünüzde, manzara biraz daha netleşiyor. Bunca harcama, sanat eserlerinin korunması için değil; dünya için yapılmalı, diyor insan hâliyle.

Aynı Tepkiyi Tabiat İçin Verebiliyor muyuz?

Eylemlere maruz kalan tabloların hepsi biricik ve tek. Son teknolojiyi kullanarak kopyalarını yapsanız dahi o eserler özgün kalmaya devam edecek. Peki ya tabiat? O da yok olduğunda yerine yenisi gelmeyecek. Bizler anbean çevremizin yok edilişini görüp bu kadar tepkisiz kalırken Van Gogh eserine çorba fırlatılmasına çıldırabiliyoruz. Eylemcilerin gençlerden oluşması nedeniyle şu mesajı her birimiz almalıyız: “Bize tahrip ettiğiniz bir doğayla birlikte müzelerde başına pek çok güvenlik görevlisi koyduğunuz sanat eserleri mi bırakıyorsunuz?”

BEYAZ PERDE

Yönetmen: Jay Roach | Oyuncular: Bryan Cranston, Diane Lane, Helen Mirren

TRUMBO

ABD’de 1940’lı yıllarda ülke meclisinin de arkasında yer aldığı komünistlere yönelik bir cadı avı başlatılır. Ünlü senarist Dalton Trumbo ve sinema sektöründe yer alan birçok kişi kara listeye alınır. Yaşanan hukuksuz tutuklamalar ve topluma etki eden sanatçılara yönelik itibarsızlaştırma politikalarının etkili bir dille anlatıldığı film, ABD siyasetini anlamak açısından önemli. Komünist olduğunu söylemekten hiç çekinmeyen Trumbo ve arkadaşlarının cesaretli adımlar atarak ayakta kalma mücadelesi ve saygınlıklarını geri kazanma yolculuğu izlenmeye değer. Bir dönem filmi olan Trumbo sade diliyle adaletsizliği, eşitsizliği ve emek mücadelesini etkili bir şekilde ortaya koyuyor.

KÜRATÖR

Abbey Kütüphanesİ | İSVİÇRE

İsviçre’nin St. Gallen şehrinde yer alan bu yapı, bir ortaçağ manastır kütüphanesi. 719 yılında inşa edilmiş olsa da bugünkü görüntüsüne 1758 ve 1767 yılları arasında kavuşmuş. Göz alıcı barok mimarisi ve içerisinde yer alan ortaçağ el yazması eserlerle fantastik, büyüleyici bir yer! Kütüphane içerisinde yaklaşık 170 bin kitap bulunuyor. Bu eserlerin dışında 400 el yazması ve 2 bin 700 yıllık “Schepenese” isimli bir Mısır kadın mumyası da yer alıyor. Dünya Mirasları listesinde yer alan kütüphanedeki kitapların bazıları 1000 yıldan daha yaşlı.

AYRAÇ

İncelen Hayatlar (Stephen Grosz)

Stephen Grosz bir psikanalist. 25 yıllık psikanaliz seanslarından örneklerle desteklediği kısa metinlerden oluşan bu kitapta şaşırtıcı insan davranışlarının arkasında yatan gizli duyguları ortaya çıkarıyor. Bunu yaparken mesleki dilden ziyade edebi bir dil kullanıyor. Kitaptaki öyküler adeta gündelik hayatımızdan bazı parçalar. Sevdiğimiz insanlarla, söylediğimiz yalanlarla, başa çıkmak zorunda kaldığımız zorluklarla ve yasla ilgili. Kitapta yer alan tüm öyküler, bize kendimizi nasıl yitirdiğimizi ve nasıl bulabileceğimizi anlatıyor. Kitabın anlatım tarzı dışındaki diğer güzel yanı, herhangi bir danışanın hikâyesi hakkında verdiği bilginin yanında, toplumu ilgilendiren yönlerini de satır aralarında okuyucuya ustaca aktarması.

BİR KELİME:

Muhayyile: Hayal kurma gücü ve yeteneği; hayal gücü, zihinde önceden yer etmiş olan tasavvurları muhâfaza eden veya hiç idrak edilmemiş şeyleri ve bunlar arasındaki ilişkileri tasavvur eden meleke.”Sen de kimseyi görme, muhayyilene bile benden başka şey girmesin.” Safiye Erol / Ciğerdelen

BİR SÖZ

“Seçeneksizlik mahkûmiyettir, insanı bir tenkit ve öztenkit ağına hapseder. Belli bir düşünme biçimi -var olma biçimi- bazen öyle derinlere işlemiştir ki insan bunu sorgulayamaz, hatta bilemez. Sadece yaşar bunu. Seçeneklerin olduğunu bilmek olağanüstü bir özgürlüktür.” Stephen Grosz / İncelen Hayatlar

BİR BİLGİ

Bugüne kadar keşfedilen en büyük bitki Avusturalya kıyılarında bulunan deniz çayırı bitkisidir. Bu bitkinin en az 4 bin 500 yıl önce tek bir tohumdan yayıldığı tahmin ediliyor. Yaklaşık 200 kilometrekarelik bir alanı kaplayan deniz çayırı, Avustralya’nın Shark Bay körfezinde tesadüfen bulunmuştur.

Haber bültenine abone olun.

En son haberler, teklifler ve özel duyurulardan haberdar olmak için.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen isminizi yazın

Bu hafta en çok okunanlar